Herkese Merhaba
Bugün sizlere Cenk Kayakuş kaleminden Kayıp Kıta kitabının yorumu ile geldim
Haziran ayının sıradaki kitabı 2018 yılı basımlı 484 sayfalık bir kitap.
Aralık 1936 Çankaya Köşkü, Ankara
๛Türk Halkının Anadolu'daki kaderini belirleyen büyük savaşın üstünden on üç yıl geçmişti. Dumana boğulan vatan topraklarından püskürtülen düşmanın açtığı yaralar çoktan sarılmış, Batı cephesinde bile yılmayan halk yeniden ayağa kalkmıştı. 1936, mucizevi bir yıldı. 20 Temmuz günü Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçiş rejimi kurallara bağlanmıştı. Mustafa Kemal Atatürk, yaraları henüz iyileşmeyen milletiyle birlikte, geçirdikleri sonu gelmek bilmeyen karanlık günlerin ardından yükselen güneşin doğuşunu büyük bir keyifle izliyordu.
๛Türk kimliğinin köklerinin araştırıldığı yoğun çalışmalar her geçen gün yeni bir meyve veriyor, antik Sümer uygarlığı didik didik inceleniyor, Türk halkı gerçek tarihini keşfediyordu. Atatürk iki sene sonra, soğuk bir 10 Kasım sabahı yine bu sarayda son nefesini verecek ve kendinden sonraki nesillere eşi bulunmaz bir hazine bırakacaktı.
24 Nisan 2015 İstanbul Boğazı
๛Tüm personelin dikkatine! Bir yatla çarpıştık ve ardından on metrede karaya oturduk. Bilgisayara göre on ikinci ve on üçüncü bölmelerde önemli hasar var. Hasarın boyutuna bakmanızı ve sonra benimle üst güvertede buluşmanızı istiyorum.
๛Ama bütün bunlardan bağımsız bir durum daha ortaya çıkmıştı. Kazayla birlikte oluşan sarsıntı ve şiddetli dalgalar, kaza bölgesinin hemen karşısında bulunan Dolmabahçe Sarayı'nın temellerindeki bir bölmede önemli bir hasara sebep olmuştu. Bu da çok ilginç bir keşfin yapılmasını sağlayacaktı. Diğer bir deyişle, her şey bu kazadan sonra başlayacaktı.
Kazanın sebep olduğu sarsıntıyla birlikte sarayın yeraltı deposundaki bir yığma duvarda derin çatlaklar oluşmuş ve o sırada pek çok şey yerle bir olmuş. Çatlayan ve bir kısmı yıkılan bu duvar, arka tarafta sonradan kapatılmış başka bir bölmenin ortaya çıkmasına neden oldu. İçeride sandukalarda kil tabletler duruyordu. Çok eski, üzerlerinde garip semboller bulunan kil tabletlerdi bunlar.
27 Nisan 2015 Yeşilköy, İstanbul
๛Ulusal Arkeoloji ve Kültürel Mirası Koruma Kurumu başkanı İsmet Arhan, Hakan Geda'yı Dolmabahçe Sarayı'nda ortaya çıkan ilginç bir gelişmeye bakması için saraya çağırmıştı. Beklenmedik pek çok sürpriz ortaya çıkarmayı bekliyordu. Sarayı nereden geldikleri bilinmeyen otomatik silahlarla saldıran maskeli adamlar sarmıştı. Bu adamlar kimin nesiydiler ve daha birkaç gün önce tesadüfen ortaya çıkan bu esrarengiz tabletlerden nasıl haberleri olmuştu? Dahası onları niçin çalmışlardı? Tabletlerde bu kadar önemli olan şey neydi? Çalınan binlerce yıllık tabletler ve boğaz sularında yaşanan Adamlar ve Hakan Geda arasındaki bu takip bir bağlantı oluşturabilir miydi?
8 Mayıs 2015 Taksim, İstanbul
๛Gök gürültüsü gibiydi ses. Uzaklarda düşen bir bombayı andırıyordu. Aynı anda, sokakta tiz çığlıklar duyuldu. Artık içten içe endişeliydi. Hayatı boyunca hep çaresiz durumda olmaktan endişe etmişti. Ve tam o anda, o mutfağına çökmüş dururken, dışarıda binlerce bina yıkılıyor, on binlerce yaşam sona eriyordu. Herkes çaresizdi. Bu on beş milyonluk kaotik şehirde yaşayan herkesin, yıllardan beri beklenen bu felaketin ağır sonuçlarının önüne geçmek için yeterli süresi vardı aslında ama kimse gereken önlemi almamıştı. Deprem başladığı gibi aniden sona erdi. Binalar sustu. İnsan çığlıkları kesildi. O anda tüm olan biten, sağ kalanlara bir rüya gibi gelse de, aslında yıllar boyunca tekrar tekrar anlatılan hazin bir gerçeklikten ibaretti. Kül rengi taş bina, tam bir dakika on yedi saniye süren 7.03 lük depremi belki de en az hasarla atlatan yapılardan biri olmuştu. İstanbul dünya ile bağlantısını kaybetmişti.
๛Araştırmalar sonucu ortaya çıkan; hem havadaki hem de yer kabuğundaki dengeyi bozan yoğun bir dalga durumu söz konusuydu. Ve hava raporlarındaki ani değişim frekansını incelediğinde, belki de uzun bir süredir, belirli aralıklarla aynı noktaya gönderildiği söylenebilirdi. Türkiye bilinmeyen bir tehlikeyle karşı karşıyaydı. Eğer kasıtlı bir durum söz konusuysa dikkatli olmak ve kimin neden böyle bir şey yaptığını bulmak gerekiyordu. Üstelik bu bilinçli yapılmış bir eylemse bir sonraki saldırıya ne kadar zaman kaldığı bile bilinmiyordu. Bu yarın da olabilir, bir saat sonra da.
Ulan Batur, Moğolistan
๛İnsanlık çağlar boyunca doğanın eylemlerine hayretle baktı. Gökyüzünde bulutlar toplanıp da şimşekler ardı ardına patladığında, yaşanan bir depremle birlikte altlarındaki yeryüzü sarsıldığında ve bir yıldırım önlerindeki bir ağacı yakıp kül ettiğinde... Her seferinde korkuyla gökyüzüne baktılar. Oralarda bir yerde onları cezalandıran ilahi bir gücün olması gerektiğini düşündüler. İnanışları, doğa olayları sayesinde şekil aldı, başlarına gelen tüm belalardan, yani ateşten, selden ve depremden sakınmak için yüzünü hiçbir zaman göremedikleri bir güce kurbanlar verip dualar ettiler. Bugün, insanın zihninde bir kanser gibi yerleşmiş duran inanma içgüdüsü işte buradan gelmektedir. doğaya karşı duydukları korkudan. Bilinmezlikten. Kısacası cehaletten! Ancak şimdi, o karanlık günlerden yüzyıllar sonra, bazı şeyler değişti. İnsanlık tüm sınırlarını aşarak, doğanın önüne koyduğu hemen her engeli yıkarak kendine bambaşka bir gerçeklik inşa etti dedi, Kutay Yabgu...
Peki kimdi bu Yabgu? Neyin peşindeydi?
Hakan Geda macerasına eşlik ettiğim ikinci kitaptı ve yine şahane betimlemeler sade akıcı bir üslupla birleşmişti.
Yazarımızın kalemine sağlık
Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum bırakabilirsiniz
Okumayı ihmal etmeyin
im t u b i s ʚĭɞ
Kayıp KıtaCenk Kayakuş · Kanon Kitap · 201880 okunma