İşte aydınlanma düşüncesi böyle bir siyasal ortamda gelişti. Toplumsal düzen öylesine karmaşık, siyasal yaşam öylesine dalgalıydı ki düşünürlerin bilgi kuramı ile ilgili sorunları ya da metafizik sorunları öne alıp klasik anlamda köktenci bir felsefe geliştirme çabasına girmelerine olanak yoktu. Tarihte ilk olarak felsefenin sırtına büyük bir toplumsal yük biniyordu. Toplum yeni bir düzen istiyordu, zaman yeni oluşumlara gebeydi her şey yeni bir düzenin gelişini duyuluyordu. Böylece aydınlanma filozofları Felsefe ile debiyat arasında bir yer tutarak bazen felsefeye bazen edebiyata yönelerek daha doğrusu edebiyatla felsefeyi bağdaştırarak toplumla ilgili tüm sorunları genel insan sorunları içinde ele aldılar. Bununla tarihin gerçek anlamda toplum sorunlarına dönük ilk filozofları oldular.