''Geçmişe gidebilseydiniz kiminle buluşmak isterdiniz?'' diye kitabın bize olan sorusu ile başlamak güzel olur.
Tokyo'nun ara sokaklarından birine gizleşmiş bir kafe düşünün. İçeriye girdiğinizde çok sıradan gelebilecek tarzda düzenlenmiş ama çokta ilginç bir özelliği olan bir kafe. ZAMANDA YOLCULUK. Bu kafede zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz evet ama uyulması gereken kurallar çerçevesinde...
Oturulması gereken sandalyeye oturup size ikram edilen kahveyi soğumadan önce içip şimdiki zamana geri dönmelisiniz. Eğer kahveleriniz soğutursanız veya içmezseniz şimdiki zamana geri dönemezseniz. Ve bunun sonuçları ağır olur...
Ne geçmişe ne de bugüne ait olan bir hayalete dönüşmek istemiyorsanız duvardaki birbirinden farklı antika saatlerin sesine kulak verin.
Toshikazu Kawaguchi'nin ilk romanı Kahve Soğumadan Önce'nin ardından yayımlanan bu devam kitabında, kızını kendi çocuğu gibi büyüttüğü ve en iyi dostunu arayan adam, annesinin cenazesine katılamayan bir oğul, evlenemediği kızı görmek için zamanda yolculuk yapan bir aşık ve üstesinden geldiği ona zorlu vakaya rağmen kendi kapısını kurtaramayan yaşlı bir dedektifle karşılaşıyoruz.
Onların hikayelerine ortak olup duygulanmayı, sevinmeyi, üzülmeyi bir kere daha bu devam kitabında tatmış oldum. İçerisinden çıkardığım çok güzel dersler, çok güzel mesajlar oldu. Özellikle okurken kendimi o kafede hissedip, ben kahvemi yudumlarken geçmişe dönecek birini yan masamdan izliyor gibiydim. Kafe sahiplerinin arasında geçen diyaloglar ve onlarında hikayede yer almaları romanı daha da akıcı bir hale getiriyordu. Yani sadece zaman yolculuğu yapmak isteyen kişinin etrafında dönmüyor kafeden izler de barındırıyordu içerisinde.
Ben romanı okurken kendimi romanda hissettiğim için kahvesiz asla okuyamıyordum. Bağımlı olanlar için daha da imkansız hale geliyor kahvesiz okumak bu kitabı. Okuyacağınız sıra kahvenizi hazırlayıp başlayın ama sakın unutmayın kahve soğumadan önce buraya dönmüş olun :)
'' Tik-tak, tik-tak, kahve birazdan soğuyacak!'' Toshikazu Kawaguchi