Kitap elimde ağaçların arasında dolaşıyorum. Karşıma bu fotoğrafta gördüğünüz ağaç kökü çıkıyor, kitapta “Kökler” bölümünü yeni bitirmişim, kitabı kökün üzerine bırakıyorum. Acaba bu sahil kasabasına bu ağacı kim dikmişti? Aklıma Jørgen Hoel’in Iowa’nın ağaçsız çayırlarına ektiği ve “Çocuklarım bir gün bu ağaçları sallayıp bedavadan kestane yiyecek.” diye düşündüğü kestaneler geliyor. Hoel ailesinin kestane ağacı nesilden nesile köklerini derinlere salarken tıpkı insanlık gibi ne salgınlar ne badireler atlatıyor. Kökler bölümünde kısacık bölümler halinde dokuz farklı karakterin sekiz öyküsünü okuyoruz. Bu insanlara hayatlarını şekillendiren, anlamlandıran ve hatta kurtaran ağaçlar eşlik ediyor. Bu ağaçların özellikleri ve insanlar üzerindeki etkisi ise olağanüstü.
“Gövde” bölümüne geçiyorum. Yarı açık cezaevindeki hücresinde ahşap masanın tablasındaki damarları elleriyle takip ederek doğanın gizemini çözmeye çalışan bir aktivistin ruhunu içimde hissediyorum. Karakterlerimizin yolları gövdede kesişiyor ve ormanları yok edenlere karşı aynı kutsal amaçla hareket ediyorlar.
“Dünyadaki bütün ağaç gövdeleri aynı kökten gelir ve topraktan dışarı fırlayıp aynı ağacın her yere yayılan dalları yoluyla bir şey ararlar.”
‘Her Şeyin Hikâyesi’ ile 2019 yılında Pulitzer Kurgu Ödülü’nü kazanan, aynı zamanda Booker Ödülü’nde kısa listeye kalan ve William Dean Howells Madalyası’na layık görülen Richard Powers üniversite eğitimine fizik bölümünde başlayan ve sonradan edebiyata yönelen bir üniversite profesörü olmasının yanı sıra onun üzerinde kitabı yayımlanmış başarılı bir yazar. Kitaplarını genellikle bilimsel temele dayandıran yazarın bu kitabı, ağaçlar hakkında yazılmış modern zaman manifestosu gibi. İnsanın dizginlenemeyen hırslarının ekolojik sisteme verdiği zararın karşısında