Çok çalışma, akıllıca çalış lafı varya, işte o Martin galiba. Normalde bu kadar çalışan biri hem daktilo bilmesi sayesinde avukatlığa-Ruth bir ara öyle demişti daktilo işi ile başlar ilerledikçe avukatlığa kadar gidersin diye- hem de istediği mesleği yapar aslında ama şu da var, Martin gibi birini inatla bir mesleğe itmeye çalıştıkça, normalden daha çok nefret ve iğrenmesine sebep oluyor. Bir de edebiyat tayfasından olunca daha bir hassas paşam. Yazarlık için arı gibi çalışırken, daktilo başındaki işte,koala gibi hareket ederdi.
Böyle durumlar da işe olumlu tarafından bakmak lazım işte. Sonuçta bir şeyler yazıyorsun daktilo ile de :). Ama bunu kendimiz çok yapamıyoruz, etrafımızdakiler farkına varmalı.
Will Olney karakteri az vardı kitapta ama karakteri sevdim. Hele bir ara "gel kral tacını vereyim" dediğimi hatırladım.
Martin, Ruth da, öz de diğer kadınlara benzer diye düşünüp, biraz daha yakınlaştık dediğinde, içimden "senin de diğer erkeklerle aynı olman gibi -Ruth ve kendi sınıfında ki kadınları karşılaştırırken çok net gördük ki bu karşılaştırma çoğunlukla beden karşılaştırmasıydı- ama sen de bunun farkında değilsin demiştim bir tık sinirlenerek.
Martin mükemmelliyetçi bir adam ama gerçekçi değil. İstiyor ki yazdıkları editöre gidince "aman tanrım bunu kim yazmış harika bir şaheser. Kelimeler çok güzel kullanılmış. Kim bu kişi? Ona en yüksek ücretten ödemeliyiz" desinler.
Bir vakitler denizciydi ve çok deneyimler elde ederek hayatı gördü. Keşke biraz daha gerçekçi hedefler alıp, edebiyatta ilerleseydi.
Brissenden'ın şiirini yolladıktan sonra yazdığı hikaye ve şiirlerin kabul edilmesine hiç şaşırmadım.(Aslında burada birbiri içinde üç durum var: Birincisi yayınevleri, çok şükür ki bir insan evladının lafını dinledi-Brissenden'ın yayınevlerine yolla demesi-, ikincisi dergiler, Brissenden şiirini o yolladı ve şiir çok popüler oldu. Öyle olunca böyle bir adamı tanıyan kişinin şiirleri de önemsendi.Adam kayırma istemeden kayırıldı :). Ve üçüncüsü kilit nokta, artık önemsemiyordu. Ve bir ara Ruth geldiğinde, "ayrı kalmaya daha fazla dayanamadığım için geldim" dedi ya, ben orada içimden " hadi bacım hadi, gece vakti anca gidersin evine, selametle" diyip kovdum. Martinin kimseye içinden geçenleri söyleyememesi beni sinir etti ama en azından Ruth'a söyledi, oradan biraz rahatladım.
Sonunda çok şaşırıp, hüzünlendim.
Ve aklıma şu soru geldi "Bazen bizi zorladıkları -uygun olan- şeyleri yapsak bizim için iyi olur mu?" Martin, Ruth'u dinlese ve iş bulup ilerlese acaba nasıl olurdu? Elcevap: Nasıl olacak, yazar nasıl yazmak istiyorsa öyle olurdu. Çünkü bazı yerler de net yazar, karakteri öyle yazdığı için öyleydi. Martin olsa öyle davranmazdı.
Ve genel olarakta kitap benim için yavaş ilerledi.