456 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım 2

(Çok sıkıldım. Ama öyle böyle sıkılmadım. Bazı yerlerden sonra sıkılmam sandım ama yine sıkıldım 1 için bkz: İlyada yorumum. )

Baştan yumurtlayalım: İlyada yorumumdan birkaç “satırcık” intihal yaptım. Evet çaldım ama aynı zamanda hizmet de veriyorum. O zaman kızmanızı gerektiren bir durum yok (!)

İlyada da olduğu gibi; bu kitabı zevkle okuyabilmeniz için; Lozan antlaşması ile azınlık kabul edilen mitoloji sevenlerden biri olmanız gerektiğinin tekrar altını çizmek istiyorum.

Dedenin birinin boş vakti olduğundan yazdığı bir tuğlamsı olmadığını ispatlarcasına, turistik tur rehberini aratmayan 43 sayfalık bir okuma rehberi sizi girişte karşılıyor.

Kitabın içeriğine gelirsek; İlyada destanının figüranlarından biri olan, adının anlamına yaraşır çileli bir yaşam geçiren, İthakeli Odysseia burada başrolü üstleniyor. İlyada’da kitabın bir çok yerinde rastladığımız Tanrılar da insanlar da bu sefer sadece birkaç dizede karşımıza çıkıyorlar. Tanrıların tanrısı Zeus’un kızı Athene hariç tabi. O mikser görevini burada da layığı ile yerine getiriyor.

2004 yılında Truva filminde kullanılan tahta at Çanakkale’nin sahile yerleştirilmeden önce Çanakkale’de Truva savaşını temsil eden bir “atımsı” vardı. Bu “atımsı” sahilden çok daha uzak bir bölgede mahalle marangozları tarafından artık suntalarla hayrına yapılmış gibi görünen, berduşların konakladığı, at demeye insanın dilinin varmadığı ancak “atımsı” diye adlandırabildiği bir şeydi.

Bu attan niye mi bahsediyorum ? Çünkü yine sizi düşünüyorum. Bir gün olur da yolunuz bir bilgi yarışmasına düşer ve baraj sorunuzda “Truva atından hangi kitapta bahsedilmektedir?” olursa, yanılıp da; “Truva savaşını anlatan kitap İlyada olduğuna göre cevabım tabi ki de İlyada” deyip de ZONKKKK diye bir ses duymayın diye bütün uğraşım. Çünkü tahta atdan bahsedilen kitap ilginç bir şekilde Odysseia.

Keloğlan masallarının “Kabasakal”ı Tepegöz hiç beklenmedik bir yerde karşımıza çıkacak. Yine korkunç bir mağarada yaşasa da bu sefer nüfuzlu biri. Koskoca denizler tanrısı Poseidon’un biricik oğlu. Tevratta da geçen Davut ile Calut kıssası kadar heyecanlı Tepegöz ve Odysseia hiper sıklet ölüm müsabakası heyecanı dorukta tutmaya yetmiyor.

Yirmi yıl var ayrıyım İthake diyarından, baba ocağından yar kucağından diyen Odysseia’nın denizler ve adalarda yaşadığı maceralar Henri Charriere’nin Kelebek romanında “sıktıklarından” ( Ne biliyosun ! Yanındamıydın ? ) hiç de aşağı değil.

Karanlıklar ülkesine yapılan yolculuk, daha önce (RIP) Robin Williams’ın What Dreams May Come filmini seyredenleri veya İlahi Komedya kitabını okuyanları şöyle bir silkeleyecek.

Kitapta bir bölüm var ki Game Of Thrones hayranları “kızıl düğün” olayını hatırlayacak. Ama bu sefer ciğerleri yanmayacak…

Odysseia ve arkadaşları yıllar boyunca yağma yapıyor , kafa kesiyorlar; bir yandan da kitap boyunca, “Küçük Ev” dizisini seyreden Adile Naşit gibi oto çöpe zırıl zırıl ağlıyorlar. Hayır yani, sonuçta “Ziya” değiliz ki, abartılı bulduğumuz bir olaya, bir sandalye çekip ağlayanlarla beraber ağlayalım…

Odysseia eski dostlarına kendini tanıtmak için Malkoçoğlu vari bir taktik deniyor. Malkoçoğlu nasıl uzun süredir göremediği sevdiklerini hep aynı şekilde vücutlarında bulunan yaradan tanıyorsa, Odysseia da, sünnet yarası geçen küçük çocuğun “gururunu” amcalara göstermesi gibi, kendisine inanmayanlara sürekli yarasını gösteriyor.

Sonuç olarak ; pişman mıyım okuduğuma ? Tabi ki hayır.

Bazı kitaplar vardır öncelikle yaşından dolayı hürmet edilir. Nasıl gerçekten yaşamış ( zaman öldürmek için oksijen tüketmemiş) bir yaşlıdan hayat dersleri alabilirsek bu kitap gibi bilmem kaç bin yıl önce ortaya çıkan kitaplardan da sıkıla sıkıla da olsa çok şey öğrenebiliriz. Tabi ki çapımız kadar …

Bu kitabı okuyanlar binlerce dizeden hiçbir şey anlamasalar bile dünyada çok da fazla bir şeyin değişmediğini anlayacaklardır. Hırs, açgözlülük, cehalet, şöhret tutkusu, kadına karşı bakış açısı dünya malına verilen önem ,fillerin dövüşüp çimenlerin ezilmesi…

Odysseia’ dan tüm, asıl yarasının çok içerlerde olduğunu gösteremeyenlere geliyor efenim. ( Bozuk uydu anteninden dolayı tek bir kanalı gösteren bir asker kantini TV sinde 5 ay sürekli çalarak , tahta sayımı iyice eksilten şarkıdır. Şimdiden geçmiş olsun… )

https://www.youtube.com/watch?v=1WsFiNhcL80