Baskıcı ailesinden dolayı hayatını tam anlamıyla yaşayamayan Efsan ve kardeşi bir an için özgür olmak adına gece herkesten habersiz konsere giderler. Dönüş yolunda, yağmurlu havada bindikleri otobüs ile tüm hayatları değişir. Efsan kendini Nephan şehrinde bulur. Fakat oradakiler için Efsan lanetlidir ve herkes onu öldürmek için uğraşmaktadır. Bir kişi hariç. Alaz, kraliyet ailesinin veliaht prensidir. Nephan’a düşen yabancıların canını almakla görevlidir. Efsan’a kadar tabiki de. Efsan’ı tüm evren lanetli gördüğü için Alaz Şahzade Efsan’ı bir nevi kurtarmıştır fakat aynı zaman da bütün krallıklara savaş açmıştır.
Bir serinin daha sonuna geldik. Karanlığın şehrini ilk çıktığı zaman alıp okumuş ve çok sevmiştim. Şimdi ise seriye veda ettik bile. Ben Alaz karakterine ilk kitapta inanılmaz sinir olmuştum. Yani evet görevini falan göz önünde bulundurursak Efsan’a olan tavrını bir yere kadar anlayabiliriz ama yine de bu sinir olduğum gerçeğini değiştirmiyor. İkinci kitapta ise bambaşka karakterler okuduk gibiydi. Yani ne Alaz ne de Efsan ilk kitaptaki gibi değillerdi. Efsan daha güçlü ve kendinden emindi Alaz ise daha yumuşaktı (sadece Efsan’a karşı bu arada). Veda kitabımızda ise işler baya kızıştı. Savaş başlamış ve herkes güvendikleri ile sınanıyordu. Sonunda ise baya ters köşe olduğum yerler oldu. Sadece Alaz ve Efsan değil Barın, Mehsa, Liva, Kuray gibi yan karakterler de bu kitapta daha da güzel işlenmişti. Velhasıl herkes hak ettiği sona ulaştı bana göre. Bazıları bir hedef uğruna haince ölürken bazıları da kahraman olmuşlardır. Ama sonunda kazanan yine iyiler oldu. Türk yazarlardan okuduğum en iyi fantastik serilerden birisi kesinlikle.