Herkese Merhaba
Bugün sizlere Basri Avcı kaleminden Yola Düşenler kitabının yorumu ile geldim
Temmuz ayının üçüncü kitabı 2024 yılı basımlı 208 sayfalık bir kitap.🩵
⚘Suriye'den Türkiye'ye zorunlu göç ile dağılan aileler, hayatlar... Bunların arasında Hasan ve ailesi'de var. Babası direnişçilere katılsa da annesi, ağabeyi ve Hasan yaşama umuduyla yola düşenlerdendi.
⚘Halep'te şehrimizin her yanı taş evlerden yapılmıştı. Oturduğumuz ev, taştan yapılmıştı, geniş bir avlusu vardı. O avluya limon ağacı dikecektik...
⚘Son dönemlerde kimi ülkelerde yöneticilere karşı başlatılan ayaklanmaları, direniş ve isyanları duyar olmuştuk. Savaş denince insanların öldürülmeleri ve babaların askere alınmaları dışında bir bilgiye sahip değildim. İçimden savaş olmaması için dualar etmeye başladım. Evde konuşulan tek konu, ülkelerdeki karışıklıklar, isyanlar ve yöneticilerin bu isyanlara acımasızca karşı koymalarıydı. Buralara sıçraması durumunda babam ya askere alınacaktı ya da direnişe geçenlerin safında yer alacaktı. Çok karanlık bir geceydi. Etrafta ses yoktu. Gökyüzü de kendisini, adeta içimize sinen karanlığa terk etmişti.
⚘2011 yılının ilk aylarında Suriye'de ilk isyan ve gösteriler başlamıştı. İsyan büyümüş ve Haziran ayında ilk kez direnişçilerle Suriye ordusu karşılıklı çatışmaya başlamışlardı. Gidişat korkutucuydu. İsyan, her yere yayılıyordu.
Gün; savaş uçaklarının, silahların, uzak sokaklara düşen bombaların gürültüsüyle geçmiş. Uçsuz bucaksız kocaman kent, şimdi savaşan grupların çatışma alanına dönüşmüştü.
⚘Şimdi bir umut diye Türkiye'ye doğru yol almaya başlamıştık. Gece boyunca durmaksızın yol yürüdük. Bazen çocukların ağlama seslerine, bazen gökyüzün de beliren bir uçağın gürültüsüne rağmen yolumuza devam ediyorduk. Yola çıktığımızdan beri evlerimizden aldığımız yiyeceklerle karnımızı doyuruyorduk. Silah seslerinden epeyce uzaklaşmıştık, Artık onları duymuyorduk. Anlamsız bir çatışmanın sürüklediği bu yolda grubumuzdaki ilk kayıp küçük bir kız çocuğuydu.
⚘Gelmiştik... Türkiye'nin Hatay ilinin Cilvegözü Sınır Kapısı'ndaydık. O gece ilk kez yol yürümeden, sıcak yemeklerle karınlarımızı doyurarak ve bizlere verilen battaniyelere sarılarak uyuduk. Günler, haftalar hızla akıyordu. Her gün onlarca insanın öldüğü haberleri içimizi yakıp kavuruyordu. Yolculuğumuzda verdiğimiz kaybımızdan sonra çadır kentimizde de ilk kaybımızı vermiştik. Seksen altı yaşında olduğu söylenen yaşlı bir amcanın kalbi artık bu acı dolu günlere dayanamamıştı.
⚘İlk çatışmalar başladığından bu yana üç yıl geçmişti. Artık yeni yeni çatışmacı gruplar işin içine giriyor, çatışmalar daha da alevleniyordu. Bundan bir yıl sonra da iç çatışmaların şiddetlendiği bütün bölgelere dış ülkelerin müdahaleleri başlamıştı. Artık çatışanlar sadece Suriye ordusu ve onlara karşı direnen direnişçiler değildi. Dış ülkelerden de askerler ülkemize yerleşmeye, ülkemizde üsler kurmaya başlamışlardı. Babamı çok merak ediyordum. Ben inanıyordum hayattaydı ve kavuşacaktık...
⚘Dört yılın sonunda bizim de Reyhanlı'ya geçmemize izin verdiler. Bizi orada, daha önce hacıların konakladıkları Hac Konaklama Tesisleri'ne yerleştirdiler. Gelenlerin artmasıyla Türkiye, sınırları kapatmak yerine serbest geçişe izin verdi. İnsanlardan imkânı olanlar, istedikleri illere gidebiliyorlardı.
⚘Yıllar geçiyordu ve şimdi yeni bir yolculuk başlıyordu. Ben on bir ağabeyim on dört yaşındaydı. Okul çağımız geldi de geçiyordu bile. Sahi okula gidebilecek miydik?
Konaklama merkezinden Reyhanlı Otogarı'na, oradan İzmir'e gidecektik. Bu yeni şehirde aile mi ve beni neler bekliyordu?
⚘Hiç kimsenin zorunlu olmadıkça bir başkasının ülkesinde sığınmacı olmaması gerektiğini o sıralarda anlıyordum. Kimsenin ekmeğini elinden almak için değil, yaşamak için bu ülkedeydik.
Suriye'de savaş devam ediyordu. Her gün başka ülkelere umut kapısı olarak sığınmak isteyen insanların dramlarını duyuyorduk. Batan botlardan suyun yüzeyinde yüzen cansız bedenleri duyuyor ve üzülüyorduk.
⚘Yıllar geçmiş, ailemde, hayatımda çok fazla olaylar olmuştu ve o yıl Türkiye'de de herkesi üzen bir deprem meydana gelmiş. 6 Şubat depremi her şey bir rüya gibi ama gerçekti... Bunu niye mi söyledim kitabı okuduğunuzda anlayacaksınız...
⚘Ben Hasan... Halep'li Hasan... Bırakmadılar, hayallerimizin üzerine kapkara toz bulutları serpiştirdiler. Kalın taşlarla hayallerimizi toprağın altına gömdüler. Bırakmadılar, biz oyun oynayarak büyüyelim. Niçin bırakmadılar biliyor musunuz? Zenginlik için, güç için, para için... Kimisi yönetime gelmek için, kimisi de yönetimden gitmemek için. Kimisi yeni güç alanları kazanmak, kimileri de elindeki gücü kaybetmemek için. Biz kimdik? Biz onlar için ne anlam ifade ediyorduk? Bir hiç... Bizler de bir hiç uğruna, anlamsız güç ve ekonomik çıkarlar uğruna bir bir toprağa dökülüyor, parçalarımızı dahi toplayamıyorlardı. Dünya var oldukça acılarla birlikte yaşayacağımız kesindi. Biz yola düşenlerdik, dünyada bir oradan bir buraya savrulan, yola düşmek zorunda bırakılan, umuda tutunan cesur yüreklerdik... Doğumdan ölüme gittiğimiz bu yolda nice acılar yaşayacaktık. Bunu değiştiremezdik, ama hâlâ nefes alabiliyorsak umut tükenmemiş demekti. O limon ağacı mutlaka bir gün avluya dikilecek ve yaşam devam edecekti.
⚘Sıkça karşılaştığım, içerik olarak epey merak ettiğim bir kitaptı. AZ Kitap iç sesimi duydu sanırım. İyi ki okuduğum dediğim kitaplardan biri oldu. Maalesef Ortadoğu'nun kanayan ve dinmeyen, dindirilemeyen yarası savaş. 21.yy'da da olsak değişmeyen daha da artan ülkelerin, hayatların, ailelerin yok edildiği savaş... Sadece Ortadoğu değil, dünyanın her yerinde olan olmaya devam eden tedavisi olmayan bir virüs hayatları yok etmeye devam ediyor. Tek dileğimiz dünyanın neresinde olursa olsun savaşların bitmesi çocukların ağlamaması. Edebi değil ama gerçekleri acı bir şekilde yüze vuran bir kitaptı. Üstelik bir çocuğun ağızından dinleyip, gözünden görmemizi sağlayan.
Yazarımızın kalemine sağlık🩵
Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum bırakabilirsiniz
Okumayı ihmal etmeyin
im t u b i s ʚĭɞ