Marqius de Sade 18. yüzyılda yaşamış Fransız aristokrat ve felsefe yazarıdır. Ancak bizim bildiğimiz yazarlara pek benzemiyor. Eserlerini hiç okumasamda ününü duymuştum daha önce. Kendisi sert ve pornografik yazılarıyla tanınıyor. Toplumun tüm ahlak ölçütlerine karşı çıkıyor. Coşkulu bir erotizm sevdası, acımasız bir cinselliği var. Ve bununla övünüyor. Acımasızlığı savunuyor her daim. Simone de Beauvoir bu eserinde Sade'ı anlamaya ve onu çözümlemeye çalışıyor. Bu kadar sapkın bir adamı çok farklı yönlerden ele alıyor ve açıklayıcı bir şekilde sunuyor bize. İnce bir kitap olmasının yanı sıra su gibi akıyor kitap. Okurken sapkın bir adamın zihninde dolaşmaya ve onu anlamaya çalışıyorsunuz. Ben bu gibi kişilikleri felsefeyle değil psikolojiyle anlayabileceğimize inanıyorum. Ancak bu felsefik açıklamalarda farklı bir açıdan sunuyor bize gerçekliği. Hem kitaptan hem de Sade'ın hayatından benim yaptığım çıkarım şu: Sade annesine uzak bir şekilde yetişmiş. Her ne kadar hayatı boyunca karşı çıkmamış olsa da otorite ve güç ile ilgili sorunları olmuştur. Annesi ile yaşadığı sorunlar onu kadınlara düşman haline getirmiş, güç ile ilgili takıntıları da bunu cinselliğe taşımasına sebep olmuştur. Yani cinsellikte yaptığı sapkınlıklar ve acımasızlıklar hem otorite sevdasını hem de kadınlara olan düşmanlığı ve onları aşağılama eğilimini gösteriyor. Ancak bizim gördüğümüz bu yönü dışında Sade'ın başka bir davası da var. Toplumsal yapıya karşı çıkmak. Bana göre Sade'ın acımasızlığı ve kötülüğü savunmasının ardında topluma ve dünyaya başkaldırma isteği yatıyor. Beauvoir'un da belirttiği gibi bir sahtelik olarak gördüğü iyiliğe, daha gerçek olarak gördüğü kötülük ve nefret ile karşı çıkmak istiyor. Bir alıntı yaparak şöyle diyor Beauvoir: bu açıdan alınınca suç Sade'ın gözünde daha çok bir görev niteliğine bürünmektedir: "suçlu bir toplumda suçlu olmak gerekir."