10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2024 78. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2024 00:26
"Namaz gözümün aydınlığı kılındı" dedi Allah Resûlü (nesai, işretün nisa,1) Her yerde duyduğumuz "namaz dinin direğidir" hadisi düşüyor insanın aklına. Peki namaz ne için bu kadar önemli? Onlarca ibadet varken neden ilk olarak namazdan hesaba çekilir insan? Namaz yoksa diğer ibadetler neden yok sayılır mizanda? Çünkü emredilen ilk ibadet 'secde etmek' idi. Hani Rabbin, cennette meleklere 'adem'e secde edin!' demişti ve bütün melekler secdeye gitmişti de iblis secde etmemişti. 'Ateşten yaratılan, çamurdan yaratılana secde etmez!' demişti de asi olmuştu Rabbine. Cennetten kovulup alnına كفر yazılmıştı. Ey Kafir! Ey kovulan! Ey asi! Yıkıl karşımdan! Bir kere secde etmeyen iblis kovulurken huzurdan, günde 5 vakit huzura varmayı istemeyen nereye gidecekti? Namaz kelimesi Arapça'da صلاة "salât" kelimesidir, biliriz.. Peki neden salât? "Tekbir ile başlayıp selam ile bitirdiğimiz şekiller "salât" diye isimlendirilmiştir. Başka bir isim verilmemiştir. Çünkü bu isim "sıla" isminden türemiştir. Evet, yerin gökle buluşması, kulun Rabbiyle iletişimi anlamındaki sıla." (Syf/29) O hâlde namaz kılmayan Rabbi ile iletişimi kesmiş oluyordu, dolayısıyla Rabb ile iletişimi kesen, rahmeti de kendinden kesmiş oluyordu. Rabbinin büyüklüğüne şahitlik etmektir namaz, günde 5 kere. İster üzgün, ister kırgın, ister mutlu ol. Kimse günde 5 kere seninle buluşmayı kabul etmek istemezken, Rabbin seni günde 5 kere yanına çağırıp muhabbet etmek istiyor. Üstelik muhabbet edersen sen kazanıyorsun, Rabbin değil. Bu öyle bir alışveriş ki, buluşmayı kabul edip gittiğinde derdin, tasan kalmıyor. Hani Peygamber Efendimiz kafirler imana gelmiyor diye üzülmüştü de ağlamıştı, "Rabbim beni kimlerin eline bıraktın?" demişti, bunun üzerine Rabbi onun kalbini hüzünden arındırıp yerine hikmet koymuştu da, Peygamber Efendimiz kafirlere bakınca artık korkmamaya başlamış, dünya meşakkati gözünde sivrisinek gibi oluvermişti. Onu ص kafirlere ezdirmemişti. Hani Peygamberin, eşi Hatice annemizi kaybedip, üstüne bir de amcası Ebu Talip'i kaybetmişti de, üzülüp Kabe'nin yanına sığınmıştı. Rabbi de onu alıp yanına getirmişti. O gün bizlere miraç olarak namaz hediyesi verilmişti. Rabbin, "kalbine dünya ağır gelen, namaza sığınıp bana anlatsın derdini" demek istemişti. Kopan her bağı namaz onarmıştı. Gaflete düşmüştün, nefsine ağır gelmişti, tesettürü terk etmiştin, depresyondayım diye bağırıyordun. Yani o hiç "hak etmediğin" zamanlardaydın da, Rabbin sana "Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı" [duhâ3] demişti. Hani sevdiklerini kaybetmiştin de kadere söver olmuştun. Rabbin sana "şirke düşmezsen yine affedeceğim, korkma" müjdesi vermişti. Hani Peygamberin şöyle demişti ya: "Ey Ademoğulları! Kendi nefsiniz aleyhinde yakmış olduğunuz ateşi kalkın ve namaz ile söndürün.." Namaz su idi, ferahlık idi. Gönül ateşini de, dünya ateşini de, ahiret ateşini de söndürecek idi. Fakat sen istememiştin. "Bugün namaz kılmadım" diyerek böbürlenmiştin de o cümlenin altına "bugün Rabbim bütün kullarıyla görüşmek istedi de beni görmek bile istemedi" gerçeğini yatırmıştın. Rabbin senin tarafından hatırlanmak istemedi, sende namazla vakti boşa harcamadım'a gitmeye başladın. Oysa namaz kurtuluş idi. Peygamberin ص Hz. Bilâl'e "ey Bilâl! Bizi kurtuluşa çağır da ferahlayalım" demişti. Hz. Bilâl'de ezan okumuştu. Ne zaman kalbi sıkışsa, ne zaman mutlu hissetse, her duygusunda namaza koşan Peygamber'in, sadece canı isteyince namaza koşan ümmeti olmuştuk. Her derdin çaresi ve reçetesi namazdı halbuki. Hani Musa B. Imran, şöyle demişti Rabbine: "Ey Rabbim! Seni nerede arayayım?" Rabbi de ona: "Beni, benim rızam için kalpleri kırık olanların yanında ara. Şüphesiz ki ben her gün onlara bir kucak yaklaşıyorum. Bu olmasaydı yıkılıp giderlerdi" demişti. (Imam Ahmed, kitabü'z zühd isimli kitabında, 391. rivayette zikretmiştir.) Yani Rabbin, kırıkken de seninleydi. Sorarlar adama: peki sen kiminleydin? . "Allah kuluna yeterli değil mi?" [Zümer/36] . Musa (a.s.) Rabbine: "Ey Rabbim! Senin vermiş olduğun nimetlerden birini bile küçük görürsem, yaptığım bütün amellerin karşılık olarak yetmeyeceği gerçeği varken sana nasıl şükretmem mümkün olacak?" diye sormuştu ve kendisine "Ey Musa! Şimdi şükretmiş oldun!" şeklinde bir vahiyle cevap gelmişti. (Ibn Ebiddünya, Şükür, 6) syf/15 . O hâlde haydi kurtuluşa, haydi namaza, haydi felaha...
Haydi NamazaMecdi El-Hilali · Nida Yayıncılık · 2020171 okunma
·
205 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.