·285 syf.····Okunma: 10 Mayıs 2023 00:00 Agatha Christie'nin kalemine bir kez daha hayran olduğumu söylemem gerek. Olayın Hemşire Leatheran'ın gözünden bir anı gibi kaleme alınmasını sevdim. Şampanyadaki Zehir gibi olacağını düşünmüştüm açıkçası, Hercule Poirot'nun varlığı bir sürpriz oldu. Son bölümde Poirot'nun Doğu Ekspresiyle Avrupa'ya geçerken kendisini başka bir cinayet olayının içinde bulduğu söylendi, bundan hareketle kronolojik olarak bundan sonra gelen hikayenin Doğu Ekspres'inde Cinayet olduğunu düşünüyorum.
Bana kalırsa olayın kimin ağzından anlatıldığından içeri gizlenen başka detaylara kadar çok iyi yazılmış bir kitaptı. Büyük Dörtler'deki kısmi faciadan sonra iyi geldi. Puanım 5/5.
Bu kısımdan sonrası okuma zevkinizi kesinlikle kaçıracak major spoiler içermektedir.
Kitap boyunca cinayeti işleyebilecek pek çok kişi olduğunu düşündüm, hatta Poirot'nun soruşturma kısımları geldiğinde kafam çok ama çok karışmıştı. Louise'in eski kocasının Richard Carey olduğunu düşünüyordum açıkçası. Öte yandan Louise ile Carey'nin ilişkisi açığa çıktıktan sonra varsayımlarım katilin Doktor Leidner olabileceği yönündeydi. Bunda o kadar da şaşırmadım ama Louise'in birinci kocası Frederick Bosner olacağı aklıma dahi gelmemişti. Son sayfaları okurken birçok kez şok olup sesli tepki verdim. Son zamanlarda içimde büyük bir gizem okuma arzusu vardı, Mezopotamya'da Cinayet beni tamamen tatmin etti bu konuda.
Agatha Christie'nin bu kadar çok karakteri yazıp hepsine mantıklı geçmişler vererek olayın içine ustaca yerleştirmesi fazlasıyla hayran olduğum bir şey. Kendim de romandan ziyade novella olarak adlandırabileceğim pek çok şey yazıyorum ama bunu asla onun çapında bir karakter yazımıyla yapabileceğimi sanmam.
Louise'in cinayetinin içine Peder Lavigny ve Raoul Menier'in varlığının mükemmel bir biçimde konulduğunu düşünüyorum.
Biraz Sokrates'in Savunması'nı okuyormuşum gibi hissettim son bölümlerde. Poirot uzun bir varsayımdan söz ediyor fakat sonra bunun yanlış olduğunu söylüyordu.
Poirot'nun son konuşmasına başlarken "Bismillahirrahmanirrahim" demesi hakkında ne düşündüğüm konusunda pek de emin değilim. Ama bu bence bir noktada İslam'ın evrenselliğini gösteriyor. Sonuçta bir Müslüman'ın herhangi bir işe başlarken Hristiyanlıkla doğrudan alakası olan bir dua veya sözü söylediğini duyamazsınız. Agatha Christie'nin hem bu kısmı böyle yazmasının hem de kitabı aynı şekilde bitirmesinin altında yatan nedeni merak ediyorum açıkçası.