·122 syf.····Okunma: 26 Aralık 2012 00:00 "Bazı hayatlar düzelmez, sadece devam eder."
Jan Ender Can’ın Saf Acı’sı bir kitap değil, bir yüzleşme. Okurken bir hikâyeyi takip etmiyorsunuz; bir insanın çöküşünü, öfkesini ve o sarsıcı kabullenmeyişini izliyorsunuz. Bazı metinler yazılır, bazıları ise bu kitapta olduğu gibi kusulur. Neden bu kadar rahatsız edici?
Çünkü Jan Ender Can, edebiyatın o süslü perdelerini indirip sizi kirli, sert ve çıplak bir dille baş başa bırakıyor. "Beni alıp doktorlara götürüyorlar…" dediği noktada, bunun sadece bireysel bir ruh hali değil; topluma, sisteme ve o meşhur "iyileşme yalanına" karşı bir başkaldırı olduğunu anlıyorsunuz.
Kurtuluş Yok:
Burada kimse kurtulmuyor.
Ne aşk bir liman, ne şehir bir kaçış, ne de insan bir teselli... Kitap, insanın kendine bile yabancılaşabileceğini yüzünüze bir tokat gibi çarpıyor:
“Sen kalkıp onlara gittikçe kendine hiç gelmeyeceksin…”
Sonuç:
“Fakirlerin gecesi çirkin olur, kimseye minnettar değilim…” cümlesinde kitap sizi bir kenara fırlatıyor. Size umut satmıyor, elinizden tutmuyor. Aksine, sizi o derinliğin içinde kendi başınıza bırakıyor.
Bu kitap güzel değil.
Hatta can yakıcı derecede çirkin. Ama her zerresiyle gerçek.