Graham Greene'den bahsedildiğini başka hangi kitap ve yazarda görmüştüm hatırlamıyorum ama kendisini bir yerden gördüm ve merak ettim, bu kitap da okuduğum ilk eseri.
Ana karakterler Monsieur Fowlair, Pyle ve Phuong diyebiliriz. Mr.Fowlair, Vietnam Savaşı'nda Vietnam'da bulunan ve muhabirlik görevini icra eden, kitapta bahsedildiğine göre orta yaşlı bir adam. Pyle ise Amerika tarafından görevlendirilmiş, yine Vietnam Savaşı sebebiyle Vietnam'da bulunan genç bir adam. Phuong ise Mr.Fowlair'in kadını (?), aynı zamanda Pyle'ın da aşık olduğu kadın. Kitap asıl olarak Phuong, Mr.Fowlair, Pyle arasındaki aşk üçgeni ve kişisel hırsları anlatıyorken arka planda Vietnam Savaşı da konu oluyor. Vietnam Savaşı'na dair bilginiz yoksa konuya biraz Fransız kalabiliyorsunuz -konu Vietnam Savaşı iken bu dediğim çok ironik oldu-. Şahsen ben hiçbir şey bilmiyordum bu konuya dair ama kitapta gördüklerimi merak edip araştırarak az biraz bilgi sahibi oldum, Sürçü lisan edersem affola diyerek; Fransa en sevdiği şey olan sömürgecilik için savaşırken Amerika birden emperyalizmiyle birlikte fikre dahil oluyor. Nihayetinde ise her savaş gibi, alınan yaralar, suçsuz yere ölen bebekler, insanların patlayan bombaları kanıksayarak hissizleşmesi gibi bir sahne görüyoruz. Öncelikle kitabın dili bence akıcıydı ve karakterler çok güzel işlenmişti: Mr.Fowlair'in bencilliğini, Pyle'ın masumiyetini gayet güzel anlatmış. Tek sıkıntısı şimdiki zaman ile geçmiş arasında gidip geldiği zamanların net belirtilmemesi sebebiyle karışıklık olmasıydı bence. Gördüğüm kadarıyla genel olarak "Eh..." gözüyle bakılmış ama ben gerçekten etkilendim ve beğendim. Buradan itibaren yaptığım yorumlar "spoiler" niteliğinde olacak, okumak istemeyenlere duyurulur.
Pyle... Benim üzümlü kekim. Her ne kadar bisiklet bombalarında ölen o bebek için "Çok da önemli değil, her savaşın kurbanı olur" tarzı bir düşünce yapısında olsan da ırkın ve bu düşünceni göz ardı ederek baktığımızda insanlara güvenme konusundaki masumiyetin içimi cız ettirdi. Fowlair "Ben bencilim; ne Phuong ne aşk ne arkadaşlık umrumda değil. Ben kişisel çıkarlarım ve hırslarım için yaşayan bir adamım" diye bangır bangır bağırıyor iken hala gidip o adama "Sen benim en iyi dostumsun" dedin. Aslında bu günümüz dünyasının en basit tasviri. Masumlar ve benciller vardır; benciller bir sivrisinek gibi masumların kanını emerek beslenir ve hırslarını büyütür.
Phuong'a gelince... O dönemin "kadın" profiline çok uygun yazılmış zannedersem. Kendi düşünceleri, kararları yok; erkeğe bağımlı ve erkek ne derse o. Ruhsuz, robot gibi aynı; siyasetten, düşünceden -erkek işlerinden" kısacası- anlamaz, alışveriş yapar, gezer tozar, akşam da erkeği isterse bedenini ona sunar. Pyle ile Fowlair'in bir diyaloğunda Fowlair, Phuong'dan şu şekilde söz ediyordu: "O çocuk değil. Senin hiç olamayacağın kadar dayanıklı. Çizilmeyen türden cilayı bilir misin? Bu Phuong. Bizim gibi ondan fazla adamı atlatabilir. Yaşlanacak, o kadar. Çocuk doğurmaktan, açlıktan, soğuktan ve romatizmadan çekecek, ama hiçbir zaman bizim gibi düşüncelerden, saplantılardan mustarip olmayacak, çizilmeyecek, yalnızca çürüyecek." (Syf.149). Fowlair'in ne kadar dar görüşlü olduğunun ve kendinden başkasını düşünmediğinin altını çizen pasajlardan biridir aslında. Fowlair sadece yalnız kalmamak ve cinsellik için Phuong'u arzularken, Pyle, Phuong'a aşıktı.
Kitabın son yirmi sayfasını ise "Hayır yaa... Düşündüğüm olmasın" diye diye okudum ama düşündüğüm oldu. Fowlair'ın Pyle'ı bizzat öldürmeye cesareti yoktu ama dolaylı yoldan o çamuru Pyle'ın ciğerlerine Fowlair doldurdu. Bir şeyleri değiştirebilir miydi, evet, ama o "inanmadığı Tanrı'ya" bıraktı kaderi. Cidden buram buram iğrençlik kokan bir karakter. Ha, bu Pyle'ın karakterini tertemiz mi yapıyor hayır, zira Pyle da ölmüş bebeğe karşı "Nolmuş ki" tarzı bir bakış açısına sahip lakin ben Pyle'ın Amerikan karakterinden ziyade insani duygularına çok üzüldüm. Aslında Ying-Yang gibiler: Fowlair siyah, Pyle beyaz. Ama Pyle'daki siyahlık Amerikan duyarsızlığı, Fowlair'deki beyazlık ise savaşta ölmüş suçsuza acıyabilme duygusu. Phuong ise zaten robot gibi, kim isterse onun yanında. Pyle'ı cidden sevdi mi? Phuong'u görsem sormak isterdim.