Gönderi

7/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
·
86 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2024 11:26
Osmanlı tarih yazımında en eski kaynak Yıldırım Bayezid döneminde yazıldığı düşünülen Yahşi Fakih'in Menakib-i Al-i Osman'dır. Bayezid devrinde tarih yazıcılığına ehemmiyet verilmiş, Osmanlı'nın ilk iki yüzyılına dair kaynaklar 15. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkarılmıştır. Osmanlı'da ehli zimme olarak adlandırılan gayrimüslimlerin hem Müslümanlarla ilgili ticari, idari ve hukuki işlemlerine, hem de kendi aralarındaki alım satım, miras, evlenme, boşanma davalarına kadılık makamı bakmıştır. Metropolit ve piskoposlar ancak kendi manastır ve kiliselerindeki düzeni yönetmiştir. Osmanlı Devleti'nin nüfus yapısı, Hristiyanların yoğunluğu ile coğrafi özellikleriyle uyumlu şekilde patriklik teşkilatlanmış, buna göre metropolitlik ve piskoposluk konumları oluşturulmuştur. Bu makamlara yapılan atamalarda Sultan beratı almak için pişkeş denilen ücret Osmanlı'ya ödenmiştir. Osmanlı Devleti yönetiminde özellikle 14 ve 15. yüzyıldan itibaren Yahudilere dair hoşgörü ve korumacı bir politika benimsenmiştir. Bu salt Osmanlı'nın hoşgörülü veya misafirperver karakterinden kaynaklanmaz. Osmanlı sultanları başta Fatih Sultan Mehmet olmak üzere Yahudi'lerin ticari, sanayi bilgi ve becerileri ile sermaye güçlerinden faydalanmışlardır. Bilhassa İstanbul'un fethi sonrasında virane haline gelmiş ve ekonomik olarak zayıflamış şehri tekrar mamur haline getirmek için Yahudi aileleri davet edilmiştir. Aynı şekilde gereke İspanya'yı terk etmek zorunda kalan Sefarad Yahudileri, gerekse de Avrupa'nın muhtelif yerlerindeki Yahudi cemaati Osmanlı topraklarında koruma ve güvence bulmuş, iki tarafın da kazandığı bir işbirliği yaşanmıştır. Osmanlı'da toprağın mülkiyeti ve köylünün artı üretiminin paylaşım esasları zaman içerisinde değişikliğe uğramıştır. Toprağın mülkiyeti genel itibarıyla devlete aittir, bilindiği şekliyle feodal bir toprak sahipliği yoktur, devlet güçlüdür ve hakimdir. Artı üretim öncesinde sipahiler aracılığıyla toplanırken, sonraları iltizam usulüyle vergi olarak alınmıştır. Köylü serf veya köle statüsünde olmamakla birlikte mülkiyet sahibi olamamış, fakat toprağından da ayrılamamış, özgür şekilde hareket edememiştir. İmparatorluğun son asırlarında merkezi otoritenin zayıflamasıyla, ekonomik ve sosyal yapı bozulmuş, tefecilik ve stokçuluk yoluyla zenginleşen yerel eşraf ve seçkinler büyük toprak sahipleri haline gelmiş, reaya üzerinde hakimiyet kurmuşlar, neticesinde feodal bir düzen oluşmaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu gücünün zirvesine olduğu 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa'nın iç işlerine müdahil olmuştur. Habsburg İmparatorluğu karşısında İtalyan prenslikleri, İngiltere ve Fransa devletlerini maddi olarak desteklemiştir. Aynı şekilde Protestan ve Kalvinistlerin hamiliğini yapmış, bu cemaatlerin gelişmesini, büyümesini desteklemiştir. İmparatorlukta 11. yüzyılda kaleme alınmış Kutadgu Bilig'den 1839 yılında Tanzimat Fermanı'nın ilanına kadar Sultan'ın hakimiyetini sağlayabilmesi için askeri gücünün yerinde olması, bunun için de toplumun refah ve gelir düzeyinin arttırılarak vergi gelirlerinin yükseltilmesi, bunu sağlamak için ise toplumun adil yönetilmesi anlayışı hakim kılınmıştır. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesi bu anlayışın kısa ifadesidir. Osmanlı'da toprak ve vergi sistemi 16. yüzyıl sonu itibarıyla bozulmaya başladı, timarlı sipahiler lağvedilirken yerlerine yeniçeriler ikame edildi. Vergi toplama işi iltizama verildi, yeniçerilerin mali istekleri nedeniyle vergiler ağırlaştırıldı, iltizam verilen ayanlar giderek güçlendi, kendi mahallerinde merkezi otoriteyi tehdit etmeye başladılar. 18. yüzyılın başında III. Selim hem askeri hem de idari alanda ıslahatlara girişti, konumlarını tehdit altında gören yeniçeri, ayan ve ulemanın muhalefeti ile karşılaştı ve başarısız oldu. Osmanlı ve Cumhuriyet tarihine dair Halil İnalcık'ın makalelerinden oluşturulan bir eser...
İmparatorluktan CumhuriyeteHalil İnalcık · Kronik Kitap · 2018683 okunma
·
50 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.