Puan vermedi·216 syf.····Okunma: 17 Temmuz 2024 17:19 Hepimiz hayatta bir kez olsun kaybolmuşuzdur; gerek çocukken anne ya da babamızın elini bıraktığımızda, gerek yabancısı olduğumuz bir bölgede hedefimizi bulmaya çalışırken.. Herkesin türlü hikayeleriyle sayısız örnek gösterebiliriz bu kaybolma hallerine. Peki ya iç dünyanız.. Siz hiç orada kayboldunuz mu? Kaybettiğiniz, hedef tuttuğunuz rota değil de kendi benliğiniz oldu mu? İmkanlarınızın gözünüze görünen yetersizliğiyle, kah gözlerinizi alamadığınız kah kusur bulup düzeltme çabasına girdiğiniz güzelliğinizin artık sizin için anlamsızlaşmasıyla, umarsızlaşan hedef ve hayallerinizle kendini gösteren sahici bir his veyahut varoluşsal bir sancı bu bahsettiğim. Öyle kolay değildir o hissi ya da hissizleşmeyi içinizden söküp atmak. Hele farkındalığı yüksek bir birey değilseniz kontroller tamamen sizin elinizden çıkmış demektir bunun ise sonuçları sizi intihara sürükleyecek kadar ağır olabilir. Veronika’nin öyküsü bu duruma tutulmuş en gösterişli ayna olabilir. Paulo Coelho’nun 1998’de yayımlanan bu eserini okurken, Veronika’nın hissetiklerini geçmişte; köşesinden, kıyısından dahi olsun yaşamış herkes, sayfaların içinde kaybolup o derinliği tekrar hissederek okuyacaktır. Hayatla bütün bağlarını koparmış, dibi boylamış bir insanın hiç beklenmedik bir zamanda yaşamına tutunmasının olabilirliğini çarpıcı bir kalemle gözler önüne seren Coelho gerek kitaptaki karakterlere gerekse biz okurlara çok önemli bir ders vermektedir.
-O hapları aldığımda nefret ettiğim birini öldürmeye çalışıyordum. İçimde başka sevebileceğim Veronicalar olduğunu bilmiyordum.
Umut hep var, kaybolduğunuz karanlıklarınızda ışığı aramaktan vazgeçmeyin belki sizin de içinizde sevginizi yeşertecek Veronikalarınız vardır. Okuyun, tavsiye ederim.