'YA DAVULCUYA YA DA ZURNACIYA'
veya
'ŞARLATANLARDAN KORUNABİLME'
.
Somut örnekler vermeden ve isim belirtmeden değineceğim.
Gün geçmiyor ki din ve dinle ilgili vasıtalar kullanılarak istismar edenler ve istismara maruz kalanlara dair haber çıkmasın.
Din hakkında ağzı olan herkes konuşuyor, ahkam kesiyor, ayrıca kılık kıyafet itibariyle de etkileyici olduğunu düşündüğü kisveye bürünenler 'piyasaya tezgahını' açıyor.
Bilgisi yeterli olmayan ve masum bir şekilde hakikat arayaşı içinde olmakla birlikte cenneti 'kolayca', 'az emekle' veya 'çabucak' garantilemek isteyenler pratik kurtuluş reçetesi arayışı içine giriyor ve ağını ustaca kurmuş uyanıkların ya da hokkabazların tezgahına düşüyor.
Tezgaha gelmeyeceksin kardeşim.
Bir kere şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: Hz. Peygamber dinsiz, inançsız, namazsız, oruçsuz, sadakasız bir topluma gelmedi.
O günkü Müşrik Arap toplumu:
-1. İNANÇ
*Yerin ve göğün yaratıcısı olarak Allah'ın var olduğuna inanıyorlardı. Kabaca ateist değillerdi.
*Yağmuru Allah'ın yağdırdığına inanıyorlardı. Yani Allah'ın kainatı yarattıktan sonra yaratmaya devam ettiğine inanıyorlardı. Bu durumda kabaca deist de değillerdi.
-2. İBADET
*Şekli farklı da olsa birtakım ibadetleri yerine getiriyorlardı. Hatta kuralları farklı da olsa hac yapıyorlardı.
-3. AHLAK
*Aralarında iyilik yapma, cömertlik, cengaverlik, kahramanlık gibi çok güzel hasletleri olanlar da vardı. Nitekim Mekke müşriklerinin üç yıl süreyle Müslümanlara uyguladıkları ambargoyu yine müşriklerin arasındaki adalet ve merhamet duygusuna sahip olanlar kaldırmıştı.
.
Sadede gelelim.
Peki ne demek istiyorum?
Çok açık ve net.
Nasıl ki kolay para kazanıp kısa yoldan zengin olacağı vaadinde bulunanlara servetini kaptıranlar hayal kırıklığına uğruyorlarsa,
kim olursa olsun kolaycıktan cennet vaad edenlere kapılanlanlar da soluğu fetö ya da badeci benzeri yapıların içinde alıyorlar.
İslam'da böyle bir uygulama yok.
Zira böyle bir yağma olsaydı bize
Kur'an'ı ulaştıran Hz. Peygamber Aleyhisselâm
kendi kabile mensupları da dahil insanlara
"Allah'ın azabından kendinizi koruyun, benim size bir faydam olmaz" demezdi. Hatta kızına dahi faydasının olamayacağını "Ey Fatıma, kendini ateşten kurtar! Çünkü Allah'ın azabı karşısında yarın benim size hiçbir faydam olmayacaktır." ifadesiyle net bir şekilde ortaya koymuştur.
Tekrar ediyorum Hz. Peygamber Aleyhisselâm ciğerparesi, gözbebeği Hz. Fatıma'ya bile garanti vermediyse herkes kendi ameliyle baş başa kalacaktır.
.
Konuyu biraz daha açalım. Müşriklerin inanç, ibadet ve ahlakının sıkıntılı tarafları mı vardı?
Evet, vardı.
Müşrik Arapların problemi Allah'a aracısız iman edip etmeme konusundadır.
Bu nedenle Allah'a şirk koşmadan iman etmek gerekir.
Nitekim namazın her rekatında okuduğumuz Fatiha suresinin 5. ayetinde 'İyyake nabudu ve iyyake nestein' yani 'Yalnız Sana kulluk eder yalnız Sana sığınırız' buyrulmaktadır.
Dolayısıyla kullukta ve sığınmada hiç, ama hiçbir yaratık veya herhangi bir şey Allah'a eş koşulmamalı, Allah'tan başka hiç kimseden medet umulmamalıdır.
.
Diğer bir husus, ahlak konusu. Müşriklerin iyilik düşüncesinin ardında büyük çoğunlukla riya, gösteriş vardır.
Müşrikler
ne cömertmiş,
ne cengavermiş,
ne yardım severmiş desinler diye hareket etmekteydiler.
Halbuki İslam'da cömertliğin, yardımın, iyiliğin vb. Allah için yapılması söz konusudur.
Kurbanı hatırlayalım. Müşrikler kurbanı putlar adına keserken İslam'da Allah adına kesilmektedir.
Dikkat edilirse arada işin sadece ve sadece Allah adına yapılıp yapılmaması farkı vardır.
Bu durum bütün ibadet ve ahlâkî davranışlar için de aynıdır.
Kısaca Allah ile kul arasına hiçbir şey sokulmamalıdır. Hacca veya umreye gidenler çok iyi bilirler. İbadetin zirvesi Kâbe'yi tavaftır. Müşrikler de tavaf ediyorlardı. Peki ne fark kalıyor aramızda. Diyeceksiniz ki Kâbe putlarla doluydu o zaman. Sadece Kâbe mi putlarla doluydu. Elbette hayır. Putlar onların zihinlerindeydi aynı zamanda.
Putlar nereden çıktı peki denilebilir. Müşrikler
sevdikleri, çok değer verdikleri kişileri veya yerleri put haline getirmişlerdi.
Gerek insanlara gerekse eşyalara karşı sevgide aşırılık onları put haline getirmenin önünü açar. Buna peygamber sevgisi de dahildir. Dikkat edin, herhangi bir insandan değil peygamberden söz ediyorum. Ve bunu da Hz. Peygamber söylüyor ve şöyle buyuruyor:
"Hristiyanların Meryem oğlu İsa'yı yücelttikleri, aşırı derecede övdükleri gibi siz de beni yüceltmeyiniz, övmekde aşırı gitmeyiniz. Ben ancak Allah'ın kuluyum. Benim için Allah'ın kulu ve rasûlü deyiniz"
Bakınız! Ölçü çok açık ve net. Hacısı, hocası, ilahiyatçısı, akademisyeni, şeyhi, şıhı kim olursa olsun, ister ağzıyla kuş tutsun, ister havada uçsun, ister su üzerinde yürüsün, isterse alleme-i cihan olsun kimsenin günahını affettirme yetkisi yoktur,
kimseyi sorgusuz sualsiz cennete ulaştırma ayrıcalığı yoktur. Süslü laflara aldanmayınız.
.
Müşrikler Allah'a yakınlaşabilmek için birtakım aracılara ihtiyaç duyarlardı.
Halbuki İslam anlayışında Allah ile kul arasına hiçbir aracı giremez.
Buna,
günahlardan tevbe ve istiğfar da,
darda kalındığında yardım isteme ve medet umma da dahildir.
Melek değiliz. Beşeriz. Tabii ki hata yapabiliriz.
Ancak, tevbe edebilmek
için günahları Hristiyanlıkta olduğu üzere birisine anlatıp itiraf etmeye gerek yoktur. Tevbeyi kabul edecek makam sadece ve sadece Allah'tır.
Diyeceklerdir ki 'Sen vali için yazdığın dilekçeyi doğrudan valiye mi verirsin yoksa yardımcılarına veya ilgili memurlara mı verirsin?'
Değerli kardeşlerim işte aldatmaca tam da burada ve aynen bu şekilde başlıyor.
Kesinlikle dünya işlerindeki işleyişle karıştırmayın, mukayese etmeyin.
Günah ister işleyin, ister işlemeyin
şayet tevbe etmek istiyorsanız
bükün boynunuzu ve bağışlaması için yalvarın Allah'a,
darda kaldıysanız
alın abdestinizi bükün boynunuzu
Allah'tan sabır ve salât ile yardım isteyin.
Sakın ha!
Allah'a doğrudan iltica etmek varken,
Allah'dan samimi kalb ve gözyaşıyla af dilemek varken
hiçbir şekilde
ölüden ya da
diriden talepte bulunmayınız.
İşte Mekke müşriklerinin de yaptığı zaten buydu.
Hz. Peygamber Aleyhisselâmın
Mekke'deki on üç yıllık tebliğ hayatında ortadan kaldırmaya çalıştığı,
amansız bir şekilde mücadele ettiği anlayış Allah'a giden yoldaki gizli veya açık şirk emarelerini yok etmekti.
.
Son bir hatırlatma.
Hepiniz aslında zaman zaman da duymuş ya da okumuşsunuzdur.
İyi bir müslüman olmak o kadar da zor değildir.
İnanın
samimi bir iman ve
dosdoğru bir hayat
bütün güzel kapıları açar.
.
Allah'a imanda,
Resul'üne bağlanmada ve
yaratılanlarla ilişkilerde
samimi olmak, dosdoğru olabilmek.
.
Ne olur Allah'ın biz insanlara lütfettiği
AKIL nimetini kullanalım,
AKLIMIZI hiç ama hiç kimseye kiralamayalım,
Tefekkür edelim ve
SORGULAYABİLELİM.
Sahabe bile Hz. Peygamber Aleyhisselâma 'Ya Resulallah! Bu söylediğin vahiy mi yoksa kendi fikrin mi?' diyebiliyordu.
.
Şayet
Allah'a ve Resul'üne samimi bir şekilde iman edip
kulluk da samimi bir şekilde yerine getirebilir ve
dosdoğru olunursa
DAVULCUYA DA ZURNACIYA DA varılmaz
ne idüğü belirsiz badeci benzeri
ŞARLATANLARDAN DA korunulmuş olur.
.
Ayrıca şu da bir gerçek: İnsanların maalesef bir kısmı ya da önemli bir kısmı her nedense yalan, yanlış, hurafe, abartılı, uçan-kaçanlarla dolu, gizemli, efsunlu boş laflara o kadar çok itibar ediyor ki doğru, açık-seçik hakikatler onlar için hiçbir anlam ifade etmiyor.
.
Dinin özünde gizem yoktur. Hz. Peygamber Aleyhisselâmın hayatı, ashabının hayatı ortadadır.
Tekrar ediyorum hiçbir şey bilmiyorsanız başta namaz olmak üzere kulluğunuzu huşu içinde yerine getiriniz,
Allah'ın size ihsan ettiği imkanları (servet sahibiyseniz maddi olarak, öğretmenseniz ilminizle, çiftiyseniz ürettiğinizle...) size verilmiş bir lütuf olarak görüp diğer insanlara bolca veriniz,
hiç kimseye elinizle ve dilinizle zarar vermeyiniz,
ve
dosdoğru olunuz.
Birbirinize gaz vererek gizemli yapıların içine girip dünyanızı da ahiretinizi de heba etmeyiniz.
Allah'a emanet olunuz.
Salih Pay