''Neden kokluyordu ki ben? Kırlarda rengârenk açan menekşe miydim, papatya ya da gül müydüm ben? Nasıl bir kokum vardı da öyle içten, öyle tutkuyla içine çekiyordu beni? Zannedersin ki nefes alma ihtiyacını benle gideriyordu. Hani uğur böceğini avucuna alırsın da sessizce beklersin ya incitmeden, rahatsız etmeden. İşte öyle nazik, öyle sessiz ve derinden bir sevgi seli tüm bedenime akın akın geliyordu.''
Merhaba dostlar. Bugün Abdullah Altunkup kalemi ile tanışma kitabım olan Kundaktan Gelen Ses ile geldim. Akıcı, sade ve oldukça etkileyici bir dille yazdığı eseri severek okudum.
Yörük bir ailede bir yaz günü dünyaya gelen bebeğin gözünden şahit oluyoruz yaşadığı çevreye, ailesine ve özellikle annesine. Kendi lisanınca anlatıyor bizlere gördüklerini hissettiklerini. Ama öyle basite alınacak şeyler değil dedikleri, oldukça düşündüren cümleler kuruyor bebeğimiz.
Gözlemliyor, sorular soruyor ve cevaplar arıyor. Aslında hemen büyümek istiyor.
Aile ve özellikle annesi ile ilgili düşünceleri hisleri yüreğe dokunan türden.
Anne, şefkat, merhamet, yüreği sevgi dolu, hangi şartta olursa olsun sarıp sarmalar yavrusunu. Bebeğimiz bunu öyle içten hissetmiş ki karşılığında hislerini bizlere gayet net şekilde anlatıyor.
Ve tabi akrabaları ve çevresinde yaşayanları da inceliyor. Anadolu insanı ve özellikle yörük insanı ekmeğini taştan çıkarır. Bebeğimiz bunları da gayet güzel anlatıyor bizlere.
Evet gördüğümüz gibi bebeğimiz oldukça bilmiş ve mantıklı cümlelerle bizlere bir yol gösteriyor aslında. Yaşadığımız şartları sorgulamamızı içinde olduğumuz durumu görmemizi ve onu güzelleştirecek olanın bizler olduğunu anlatıyor biz büyüklerine. Okumanızı gönülden tavsiye ediyorum.
Kitapla ve sağlıkla kalın...