·368 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Ağustos 2022 21:54 Çok güzeldi!
Mükemmel ötesi güzeldi!
Harikaydı!
Kitabı tanımlamak için kullandığım kelimeler hep bu şekilde sanırım. O kadar sevdim ki kitabı, istesem de başka tanımlayamıyorum.
Sinir bilimci kızımız Bee'nin gözünden okuyoruz kitabı. Marie Crue âşığı Bee, NASA'da BLINK adlı bir çalışma için seçiliyor. Bu sayede aptal patronu ve penceresi bile olmayan odasından kurtulup akademi dünyasında istediği yere ilerlemek için önü açılacak olan Bee'nin, bu hikayedeki tek sıkıntısı çalışma arkadaşı oluyor. Birlikte çalışacağı mühendis kendisinden nefret eden ve Bee'nin de nefret ettiği Levi Ward'dan başkası değil!
Şansa bakın ki NASA'daki ilk anında da kucağına bayıldığı bu kişi de Levi'den başkası değil!
Ali Hazelwood, ne yazsa gözüm kapalı okuyacağım bir yazar. Aşk Hipotezi benim için bambaşka bir yerde. Ancak Beyinde Aşk, çok çok çok... olmuş. O kadar keyifle ve severek okudum ki kitabın güzelliğinden bitmesin istedim.
Yazar yine -kendisi de bir akademisyen olmasından sebep- akademik camia ve kadınların nasıl yok sayıldığına bol bol değinmişti. Hatta Bee hayatını sürekli Marie Curie ile bağdaştırmış ve büyük kararlarını hep Marie Curie olsa ne yapardı, diye düşünerek artırmıştı. Kitap bittikten sonra Marie Curie'nın hayatını baya merak ettim o yüzden.
Bölüm isimlerini de unutmamak gerek. Zekasına hayran kaldım.
Levi ve Bee şu saatten sonra en sevdiğim çiftlerden. Aksini iddia edeni vururum. Bol bol düşmanlıkları, arkadaşlıkları ve tutkularını okudum. Aşk kısmı da baştan beri olduğu için içimde eksik kalan bir şeyler olmadı valla, doya doya okudum. Karakteri öyle benimsedim ki zaten Bee'ye kızmam gereken kısımlarda kızamadım. Tam tersi kalbim acıyarak okudum. Levi, canım Levi'm ya. O kadar çok sevdim ki Levi'yi, ben okurken mühendislik fakültesinde neden bir Levi yoktu, diye kara kara düşündüm/hâlâ düşünüyorum.
Türkçe kapağı kötü olsa da kitaba olan aşkımdan gelince bir de Türkçe okumak için sabırsızlanıyorum şu an.