·312 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Temmuz 2024 23:02 Edebiyat dünyasında farklı türlerde kaleme alınan öykülerin bir arada bulunduğu öykü seçkisinde bir ölümsüz ve ona aşık olan gölgenin yaşamlarına dair kurgulanan rivayetlerden yazarların eserlerindeki temaların ve anlatım tekniklerinin belirginleşmesine olanak veriyor. Bu öykülerin her biri, farklı anlatım tarzları ve temalarıyla okurların ilgisini çekmeyi başaran özgün eserlerdir. Mitolojiden tarihe, gerilimden bilimkurguya uzanan bu eserler, okurları sadece kurgusal bir yolculuğa çıkarmakla kalmıyor. Aynı zamanda onları derin bir kültürel mirasın kalbine davet ediyor. Bu öyküler, zamanın ötesinde bir anlam taşıyarak, her satırda yeni bir keşif vaat ediyor.
Olağan Kahramanlar (Funda Özlem ŞERAN); Korku-gerilim öyküsünü bekleyen okurlarına bu sefer polisiye tarzında başarılı olacağının sinyali verdi. Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılık belli kısımlarda sonra sahneye çıktığı öyküde Eski Türkler'de yaşam ağacına Hayat Ağacı yerine Ulu Kayın derler. İslamdaki karşılığı ise Tuba Ağacıdır. Öyküde Türk Mitolojisini kusursuz bir şekilde işlenirken safkan kötü olan daha doğrusu kalbinde iyiliğe ve güzelliğe dair iz olmayanların için Eski Türkler'de ruhları yer altına hapis olup bedenleri ise körmös denilen kötücül ruhlar kullanıldığını öğrendik. Aslında öykünün belli yerde Adem Bey, seri katil olduğu sinyali veriliyor. Nefes için Türk kültüründe ya bir şaman (Dede Korkut) yada Alkarısı motifleri kullanılabilinirdi.
Gölge'nin Doğduğu Şehir (Saygın ERSİN); Tarihi kurgu ve düşsel kurgunun iç içe geçtiği öyküde aslında bu evrende yalnız olmadığımızın göstergesidir. Tarihi kurgu açısında başarılı olan öyküde Selçuklu Tarihi'nden bir kesiti kurgularken tarafsız bir şekilde İslam dini kisvesi altında Arapseviciliği gütmeden tarihi okurlara sevdirmeye hissini veriyor. Melikşah dönemine denk gelen Venedik Doçeliği'nin 31. Doçesi olan Domenico Selvo'yu olduğu gibi almıştır. Yani tarih kurguyu yazarken dersine çok iyi çalışmış olduğunu gösteriyor. Gölge, Nefes'e hiç kızmamalı çünkü insanlar özlediklerini görünce akılları başlarında gider. Aklıselim davranıp hançerini bir kenara bırakmayı akıl edemez.
Gölgede Kalan Günahların Bedeli (Afşin KUM); Türk Bilimkurgu kaleminden gerilim öyküsünü görmek, kalemin çok yönlülüğünü gösteriyor. Öyküde konağın kadınlarının gördüğü karabasanları anlatılması, öyküye merak uyandırma etkisi vermiyor. Bir iki karabasandan sonra Celal Şakir'in geçmişin gölgesinde kalan günahı, flashbeck olarak öyküde yer verilseydi hem merak uyandırma hem de heyecan tavan olurdu. Soluk yerine Gölge'nin hayaleti, konağa musallat olsaydı korku gerilim havası oluşacaktı.
Arşiv (Deniz ERBULAK); Durağan başlayan öyküde arşiv emanetçisi ile profesör arasında bir rivayet hakkındaki konuşmadan sonra akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılık ön plana çıkarak Türk tarih yazmacılığı gizli kalma teorisi hakkındaki görüşü destekleyen bir kurguyla resmen nutku tutulmasına izin verilecek. Türk tarih yazmacılığı gizli kalma teorisi mantıklıdır çünkü atalarımız geleceği ön gördüğü için yada içlerindeki satkınları gördüğünden dolayı böyle bir tarih yazmacılığı ortaya çıkardılar.
Kan Aktıkça (Ozancan DEMİRIŞIK); Türk asker, çevirmen, gazeteci ve fikir adamı olan Gürcü kökenli Osmanlı vatandaşı Beşir Fuad'ın intiharını ve ölümsüz olan Nefes'in ölüm isteğini başarılı bir şekilde Tanzimat Dönemi izleri taşıyan bir düşsel-tarih kurgu öyküsünde Soluk'un İslam öncesi Türk Tarihi'ne uzanan hayatını anlatılırken o dönemin özelliklerini göz önünde bulunduran genç kalemi takdir etmeliyiz. Ölüm aslında bu sıkıcı Dünya yaşamının bitmesi için ne denli önemli olduğu mesajı verir. Öykünün akıcı, sürükleyici ve merak uyandıran dinamikleri sayesinde kendisini okumamızda bir sıkıcılık durumu olmayacağını his ettiriyor.
Nefes Kesilene Kadar (Ekin AÇIKGÖZ); Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılığın harmanlandığı polisiye öyküsünde Bir Göktürk Türk'ü olan Soltu'nun Melih kimliğiyle neden Meriç'i öldüğünü bizlere merak olarak geride bıraktı. Göktürk döneminde Arapça ve Farsça terminoloji olmadığı için soluk anlamına gelen sözcük için ya Soğdca ya Hanca yada Göktürk lehçemiz kökenli sözcükler kullanılır. (O dönemde tıŋ sözcüğü kullanılıyordu.) Ayrıca "Öd tengri aysar, kişi oglı kop ölgeli törimiş." sözünün Günümüz Türkçesi; Zamanı Tanrı yaşar, insanoğlu hep ölümlü yaratılmış.
Ölüğ Kelürten (Mehmet Berk YALTIRIK); Osmanlı korku ve gerilim edebiyatından beslenen kalemden Türk mitolojisi ve tarihinden beslenen bir öykü geldi. Bu öyküde tarihî ve mitolojik unsurları harmanlanarak yarı tarihî yarı düşsel bir atmosfer yaratılmıştır. Okuyucu, öykünün akışında korku ve gerilim izlerini ararken dönemin o huzurlu ancak bir o kadar da gizemli atmosferini hissetmekten kendini alamaz. İslam öncesi Türk tarihinde "nefes" yerine "soluk" veya "soltu" kelimelerinin kullanıldığı göz önünde bulundurularak, metinde bu tercihin doğal akışına uygun olarak "soluk" veya "soltu" terimlerinin tercih edilmesi gerektiği vurgulanmalıdır. Ayrıca, Arı Duru Türkçe terimlerinin günümüzdeki yazılışlarına yer verilmesiyle eserin modern okuyucuya daha yakın bir dil ile sunulması amaçlanmalıdır.
Bin Dört Yüz Kırk Yedi Yıldır Şehr Bulvarlarında Yürürken (Murat BAŞEKİM); Ölümsüz olduğunu öğrenen bir Göktürk Türk'ün çağlara ayak uydurma sürecini anlatırken ortaya komik ve neşeli hallerini görüyoruz. Öyküde puba gidip kımız bulmayınca şarabı kana kana içerken onu kesen kadınlara karşı kaliteli erkek imajını gösteriyor. Göktürkler; Peçenek, Özbek ve Türkmen Türk boylarının atasıdır. Ayrıca bir Göktürk'ü neden ısrarla Nefes adını alıyor. Onun döneminde Arapça ve Farsça terminolojiler yoktu.
Kapan (Hikmet HÜKÜMENOĞLU); Sıkıcı bir bilimkurgu öyküsünde kalemin fiziksel ve ruhsal betimlemelerle kurduğu evrende insanın yeni keşfettiği gezegende hayatta kalma mücadelesini birinci tekil şahıs kullanarak okurlarına sunuyor. Bazı ayrıntılardan dolayı distopik zamanda geçtiğini de sezdiriyor. Ölümsüz neden kendini kapana kıstırıp 99 gün boyunca denemeler yaptığını bir türlü netlik kazandırmıyor. Öykünün sonunda ölmediği için ve başkalarının acılarını bir daha yaşamamak için insanoğullarını tek seferde Güneş'in altında kapanın içinde onları ölüme sürüklediği sinyalı veriyor.
Bu Evrende Mahsur Kalanlar (Gökcan ŞAHİN); Öncelikle bazı yönleriyle İslam'da ters düşen öyküde anlatılan öykücükler renkliydi. Uzaylı kavramında seçilen karakter adları birer kültür yozlaşmasının ürünüdür. Türlerden birinin adı Kirit yani Eski Türkçe kökenli olması öyküye renk katmıştır. Uzaylı kavramı bilinmez olduğu için her ulus kendi dünyaya bakış açılarıyla yorumlayarak kurguladıkları için dillerinin mantığına göre adlar üretebilir. Mesela melek dendiğimiz varlık, kendilerinde farklı adla anılabilir ama fani dillerinde ilahi veya pagan sistemleriye sayesinde o varlıklara melek, perişte ve tünkör adları verildi. Aynı şekilde ateşten yaratılan türe ise cin, çor, şed vs adlar verildi. O tür ile muhabbetimiz olsaydı kendi türlerine ne ad verdiklerini öğrenirdik. Öyküye dönersek öyküde evrende mahsuruz mantığını övüyorlar. Oysa herbirimize aslında bir imtihan için belli bir süre verildiğini kabul etmeliyiz. Artısıyla eksisiyle inancımızın doğrusunu öğrenmeliyiz. Felsefelerle kendimiz uyutmamalıyız.
Kafataslarına Kar Beyaz Bir Şapka (Emirhan Burak AYDIN); Sıkıcılık ve durağanlığın ön planda olduğu öyküde bazı emarelerden dolayı bilimkurgu öyküsü sanırken öykünün gidişatındaki çetrefilli yollar, öykü tuhaf kurgu havasıdır. Öyküde gece gündüz oyun oynayan gencin oyun oynamayı bırakıp birden arkadaşından yardımcı arıyordu. Öyküdeki berber detayı anlaşılmazken öykünün sonunda Ölüler Dünyası efendisine Erlik ismi vermesi öyküye yerlilik havası katsa da öykünün verilen mesajın ne olduğunu hiçkimse bilemez.
Bir Şarkıya Saklı (İsmail GÜZELSOY); Durağan kurgusundan dolayı sıkıcılık, kasvetlilik ve merak duygusu uyandırmayan öyküde; ölümsüzlüğe kavuşan Nefes ve onun aşık olduğu Gölge arasındaki ilişkiyi belgesel tarzında didaktik anlatımın ön planda olmasından ziyade Mısırlı şarkısının doğuşu ve ikilinin ilk tanışması anlatılsaydı öykü, okurlara kendini sevdirirdi. Mısırlı şarkısının ilk kökeni Türk'tür. Nefes yada Soluk, Eski Türkler'den biri olarak kurgulandı. Zeki Müren yorumuyla ve Yaralı Gönül adıyla şarkı, kökleriyle tekrar buluştu.
Sayesinde (Meryem GÜLTABAK); Öykü adı ve içeriği birbiriyle pek örtüşmede öyküde sıkıcılık hakim olduğu için durağan bir kurgu sunuluyor okurlar. Öyküde Almanya'da gelen ve kişileştirilmiş Soltu'nun ağzından Gölge ile İstanbul'da tanışmasını. Kadının katil olduğunu gerçeğine kadar uzun uzun anlatılması ve laf dolambaçlığı sayesinde öykünün ana teması çözmek çok zordu.
Erguvanın Hayaleti (Ayfer KAFKAS); Gereksiz ayrıntılarla öyküyü sıkıcı bir hale getirmiş. Erguvanlardan bahsettikten sonra olayı anlatmadan Nefes ve Gölge arasında geçen konuşmayı, aşırı ruhsal ve fiziksel betimlemelerden dolayı konunun veya temanın ne olduğu anlaşılmıyordu. İnsanların hayatlarını kurtarmak, onlara iyilikler yapmak vs değersiz gördüğü şeylerin arkasında büyük bir maneviyat yaktığını unutmamalıyız.
Bu öykü seçkisi, Türk edebiyatının zengin mirasını yansıtan bir mozaik gibi okuyucuyu geçmişten geleceğe, mitolojiden moderniteye uzanan bir serüvene çıkarıyor. Her bir öykü, dilin ve hayal gücünün sınırlarını zorlayarak kültürümüzün derinliklerine ışık tutuyor. Bu öyküler, sadece anlatılanlarıyla değil aynı zamanda okura bıraktığı etkiyle de unutulmaz bir iz bırakıyor; zira her satırda her karakterde ve her dönüşte, insan ruhunun ve tarihin eşsiz öyküleri can buluyor.