Tam beni anlatıyormuş gibi hissettim ilk başta, benim gibi ağır bir depresyon ile mücadele etmekte veya etmiş olan kişiler de elbet böyle hissetmişlerdir. “Kendisi olmasa, herkesin daha iyi olacağı düşüncesi…” akıllardan binlerce kez geçen “Kimseye bir faydam yok,” “Herkesi hayal kırıklığına uğrattım,” cümleleri bizleri bize anlatır sanki o sayfalarda. Depresyon düşüncelerini nasıl geldiğini ve hayatına son vermek gibi kocaman bir kararın nasıl art arda gelen küçük şeylere bağlı olabileceğini çok iyi anlatmış Haig. O yüzden sadece ilk yarıyı puanlıyor olsam beş yıldız verirdim. Bu kısımdaki tek sorunum Nora’nın neredeyse mükemmel bir insan olması: müzik aleti çalabiliyor, şarkı yazabiliyor, olimpiyat derecesinde bir yüzücü, felsefe ile ilgileniyor, kitap yazıyor, bilim yapmaya hevesli ve daha niceleri… Biricik insana bu kadar özellik yüklemeye çalışmak onu biraz da olsa insanlıktan çıkarıyor sanki.
Ve gelelim ikinci yarıya… Tüm kitabın tamamen didaktik, mesajı suratınıza bağırarak anlatmaya çalışan bir kişisel gelişim eserine dönüştüğü ana… Bu yarıda kitabın odağı kurgudan ve Nora’nın depresif iç dünyasından o kadar uzaklaştı ki neredeyse kitabı bırakasım, sadece ilk yarısıyla hatırlayasım geldi. Çünkü artık Nora’nın tattığı her hayat sanki kurgu için değil de kitabın mesajını bize hecelemek için oradaydı. Her sayfada tekrar suratımıza çarpılan o çok satan kişisel gelişim kitabı sözleri… Beni özellikle rahatsız eden şey ise Haig’in böyle ciddi bir hastalığı en sonunda bir kaç ilaçla ve 2014 Tumblr alıntıları ile çözülebilecek bir şeye küçümsemiş olması. “Hayatı anlamak zorunda değilsin. Yaşaman yeterli.” gibi bir söz çoktan yaşamaktan vazgeçmiş biri için gerçekten ne kadar yardımcı olabilir ki? Ama tabii ki de ana karakterimiz Nora’da işe yaradı ve kızımız geleceğine “Yaşıyorum.” karalayarak hayata geri döndü. Bu da yetmiyormuş gibi uyandığı andan itibaren hayatı git gide düzelmeye başladı. Bu da kitabın ilk yarısıda odak olan depresyon konusunu iyice küçümsenmesine yol açıyor bence. Böyle bir hastalıkla baş ederken, insan bir gün uyanıp ‘İşte bugün potansiyelimi açığa çıkaracağım! İnsanlarla konuşacağım. Yeniden doğdum!’ yapamaz, maalesef böyle olmuyor. Yani demek istediğim ikinci yarı depresyon ve depresif düşünceler konusunu tamamen unutmuş gibiydi ve ilk yarıda bu kadar iyi bir betimlemeyle karşılaştıktan sonra ikinci yarıda hiç görememek tam bir hayal kırıklığıydı. O yüzden 2.5 veriyorum, sadece ilk yarının hatrına.
not: Nora’nın evli, mutlu, çocuklu bir hayata “İstediğim bu! İstediğim bu!” demesi hafiften bir kadının mutlu olmak için bir kocaya ve çocuğa ihtiyacı varmış mesajı veriyor gibi geldi. Bundan da çok rahatsız olduğumu eklemek istedim. Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig