Merhaba! Benim adım Türkiye.
Üç tarafım denizlerle, iç tarafım kerizlerle çevrili. Yazlarım sıcak ve kurak geçer, kışlarımsa pek geçmez. Dört mevsimin bile belirgin olarak yaşandığı üzerimde, insan gibi teferruatlar pek belirgin yaşayamaz.
Topraklarımda en çok yaşayan şey ise vatandır. Vatan, benim kürsü konuşmalarındaki en geçerli adımdır. O, her zaman yaşar ve sağ olur. Sağ olur, sol olmaz.
Benim adım Türkiye.
Sağım solum belli olmaz. Biraz serserilik de var bende, ara sıra atımı alıp Ortadoğu’da koştururum. Bazen canım ister AB’ye girer çıkarım. Bana en çok girip çıkan da Amerika olur. En çok girip çıkmayan ise Suriyelilerim. Bir de çıkıp girmeyenler var. Gurbetçiler deniyor onlara. Oy verseler yetiyor.
Benim adım Türkiye.
Ben, yetme ve yetinme diyarıyım. Az para çok iş, ainesidir derim kişinin, ay sonuna bakılmaz. Bazen de küçük şımarıklıklar yaparım. İyi geçirir, kötü geçindirir, tevekkülü öğretirim; Çok çocuk, az gocuk. Çok baş, az aş. Yalnız çok savaş. Çok mermi, çok kan, çok tabut. Az insan. İnsan az. Çok Allah, çok camii, çok din. İman az.
Benim adım Türkiye.
Hem çalar hem oynatırım. Bol kepçe adaletimin ancak suyuna bandırırım. Mülkümün temeli dalalettir. Gencinde zina, tecavüzde rıza, işçi ölümünde kaza ararım. En öne çıkan özelliğimin ise jeopolitik konumum olduğu söylenir. İki kıtayı birbirine bağlarım da yedi ayrı bölgemi birleştiremem.
Batımdan doğuma gidildikçe yükseltim artar, yaşantım alçalır. Dağlarımda eşkıyalar çiçeklenir, düzlüklerimde arılar bal yapar, kısıklarımda da bal tutan parmağını yalar. Boş zamanlarımda ise avucumu yalatırım. Topraklarımda yalamak mecburidir. Bir şeyi yalamayanları çift şeritlerimle yola getiririm.
Benim adım Türkiye.
Hastalıklı bir ailenin son ferdi olarak 1923’te dünyaya geldim. Çok yaşamaz dediler. Oysa her koşulda yaşadım. Babam öldü, 1938’de sütten kesildim. Harp çıktı, 1939’da sesim kesildi. Kan aktı, 1960’ta kafam kesildi. Emir geldi, 1980’de Diyarbakır’a gömüldüm.
Benim adım Türkiye.
O gömüldüğüm karanlık dehlizden kurtulup iflah olamadım. O günden beri üzerimdeki herkesi toprağın altına çekiyorum. Çünkü ben orada, toprağın altında taze kanla besleniyorum.
O sebepten insanlarım ölecek, ben vatan olarak sağ olacağım. Çünkü ben işime geldiğinde yattığım yerden çok iyi vatan olurum.
Benim adım Türkiye.
1923’te kuruldum. Bu kadar gelişebildim.
******
O, tüm Türkiye'de aranan bir kanun kaçağı, izi sürülemeyen bir hacker...
Kimine göre bir hain, kimine göre kahraman...
Kamuoyunda bilinen kod adıyla: "Redkey"
Türkiye'deki aktif tüm sosyal medya hesaplarını ele geçirerek ülke tarihinin en büyük siber saldırısını gerçekleştiren Redkey, yayınladığı bir manifestoyla "Şahbozanlar" diye tanımladığı bir guruba savaş açtığını ilan eder. Eylemlerinin sebebini, ülkede çöken adalet sistemine karşı bir başkaldırı olarak açıklayan Redkey, kısa süre içinde, suçlu olduğunu iddia ettiği şahısları yakalayıp boyunlarına kırmızı bir anahtar takarak emniyet güçlerine teslim etmeye başlar. Yüzü ve kimliği kimse tarafından bilinmeyen bu kahramanın yolu bir gün, kendi halinde yaşayan gazeteci Deniz'le kesiştiğinde ise olaylar gelişir.
Hikaye, kendini, belirli kalıp ve takıntıların içine hapseden gazeteci kız Deniz'in gözünden anlatılıyor. Genç kız, tekdüze giden hayatını bir anda altüst eden, yaşantısını tepetaklak eden yabancı bir adamın üzerinden, ailesi ve kendi iç dünyasıyla hesaplaşmaya başlıyor.
Sadece ilk iki kitabı basılmış bu efsane seri , Deniz isminde gazeteci bir genç kızın gözünden distopik bir Türkiye modeli çiziyor. Yer yer kara mizaha varan anlatımların olduğu hikayede, ana düşüncelerin başkarakterler tarafından sarkastik bir dille eleştirildiği kitap, siyasi ve toplumsal bir yozlaşmanın içine sürüklenen sarsıcı bir aşk hikayesine odaklanıyor.
Günümüz Türkiyesinin TV programlarını, adalet anlayışını, siyasi ve toplumsal konuları kara mizah ile taşlayan bu kitap, okuyuculara keskin bir eleştiri sunuyor. Mizahın gücünü kullanarak toplumsal sorunlara dikkat çeken yazar, modern dünyanın çarpıklıklarını gözler önüne seriyor. Bu kitap, hem düşündürücü hem de eğlendirici bir şekilde, günümüz toplumunun aynası niteliğinde.