·1724 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Ağustos 2024 19:58 Sefiller-1
Victor Hugo'nun "Sefiller" romanının ilk cildini bitirdim ve Hugo'nun insan ruhunun karmaşıklığını, toplumsal yapının zorluklarını ele alışı beni o kadar etkiledi ki yorumlarımı sizinle de paylaşmak istedim. Öncelikle ilk ciltte tanıştığım baş kahraman Jean Valjean, hayatı boyunca haksızlıklarla mücadele etmiş bir karakter olarak dikkatimi öyle çok çekti ki kitap boyunca onunla tanışmayı hayal ettim.
Peki, kim bu Jean Valjean?
Bir parça ekmek çaldığı için uzun yıllar hapis yatmış ve topluma tekrar adapte olma çabası içerisindeki bir mahkûm. Ancak beni asıl etkileyen ve derin bir empati ve hayranlık uyandıran şey Hugo'nun Valjean'ı resmetme biçimiydi.
Detaylandırayım..
Valjean'ın hayatı, adaletsizlikler, unutulmuşluk ve çaresizlikle dolu. Ancak onun bu zorluklara karşı gösterdiği direnç ve yeniden doğuşu, umut doluydu. Valjean'ın merhameti, ahlaki dönüşümü ve başkalarına yardım etme çabası, onun karakterinin en belirgin özellikleri arasında.
Hugo, bu karakter aracılığıyla iyi bir insan olmanın, bağışlayıcılığın ve değişimin mümkün olduğunu gösteriyor.
Ayrıca, Hugo'nun din adamı Monseigneur Myriel karakteri üzerinden iyi bir din adamının nasıl olması gerektiği konusundaki düşünceleri de oldukça etkileyiciydi.
Myriel, Valjean'a gösterdiği merhamet ve bağışlama ile hem onun hayatını değiştirdi hem de bana insanlığın gerçek anlamını hatırlattı.
Yani diyeceğim o ki;
Bu sadece bir hikaye değil, adaletsizliğe, unutulmuşluğa, yoksulluğa, sefalete, çaresizliğe, özgürlüğe, haksızlığa, ezilmişliğe ve teslimiyete karşı bir duruş sergileyen, beni derinden etkileyen ve düşündüren bir yapıttı.
İtalyan yayıncıya yazdığı mektubunda Hugo; “Tüm halklar tarafından okunur mu bilmiyorum, ama ben hepsi için yazdım.” diyor.
Ben inanıyorum ki bu eser, okuyan herkesin kalbinde ve zihninde derin izler bırakacak.
Jean Valjean ile tanışın :)
Sefiller-2
Victor Hugo’nun 17 yılda yazdığı, benimse 1 ayda bitirdiğim, ama etkisini uzun yıllar hissedeceğim *Sefiller*’in ikinci cildinde, Marius ve Cosette’in aşkı öne çıkıyor. Hugo, bu ilişkiyi hayatın acımasız gerçekleri içinde masumiyetin bir sembolü olarak tasvir ediyor. Marius, devrimci idealleriyle çatışırken, Cosette’e olan aşkı sayesinde dünya görüşünü değiştiriyor. Cosette ise geçmişin acılarını taşıyan bir genç kız olarak, Marius’la tanışmasıyla hayatında yeni bir umut buluyor.
İki karakterin de aşk yoluyla olgunlaşması, sevginin dönüştürücü gücüne olan inancımı artırdı. Marius ve Cosette, saf ve gerçek aşkın en zor koşullarda bile var olabileceğini ve insanları daha iyi bireylere dönüştürebileceğini bana gösterdi.
Hugo’nun sevgiye olan derin inancı, beni kendine tekrar hayran bıraktı ve bu konudaki inancımı tazeledi.
Sevginin ve insan ruhunun derinliklerine inmek için bu başyapıtı muhakkak okuyun :)