Sosyal konuları genelde akademinin içinden veya bir elit çevrenin dilinden okumaya alışkın olduğumuz için, kendisi de uzun süre dok işçiliği (longshoreman) yaptığından mütevellit fikirlerinin önemli olacağını düşünerek ilgimi çekmişti yazar. 1951 yılında yayınladığı bu kitabı, modern çağın kitle hareketlerini ve bu hareketlerin ardındaki motivasyonları, insan psikolojisini temele alarak derinlemesine inceleyen başyapıtlardan bir tanesidir. Kitapta Hoffer, kitle heyecanının kaynağı olarak milliyetçilik ve devrimci hareketler gibi güçlü inanç sistemlerini ele alır ve bu tür hareketlerin toplumsal yapılar üzerindeki etkilerini inceler. Modern toplumların karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden birinin, kitle heyecanının her türlü kılıfa girebilecek bir kıvamda olduğunu vurgular. Hoffer'a göre, bu heyecanın etkilerini dengelemek veya durdurmak istiyorsak, göç gibi alternatif toplumsal düzenlemelere odaklanmamız gerekmektedir. Bu bağlamda, Hoffer kitle hareketlerini bir tür göç olarak değerlendirir; vaat edilen bir geleceğe doğru kolektif bir yolculuk olarak görür.
Hoffer, insanların mevcut düzene sarılma eğilimini ve geleceğe dair umutlarını inceleyerek, toplumsal değişim arzusunun arkasındaki itici güçleri açıklar. Ona göre, gelecekten duyulan korku mevcut düzene bağlılığı artırırken, geleceğe dair beslenen umutlar ise değişim arzusunu körükler. Bu dinamik, toplumsal değişimlerin ve kitle hareketlerinin nasıl şekillendiğini anlamak açısından kritik bir öneme sahiptir. Hoffer ayrıca, aklı başında kişilerin bile ilerleme arzusunu devam ettirmek için inanca ihtiyaç duyduğunu belirtir. Bu inanç, insanın temelde iyi olduğuna ve bilimin her şeye muktedir olduğuna dair bir inanç olabilir. Yazar, bu tür inançların, bireylerin kendilerini daha büyük bir amaca adamasına olanak tanıdığını ve bu sayede toplumsal değişimlerin gerçekleştiğini savunur.
Bireyin kendini kolektif bir hareketin parçası olarak tanımlama süreci kitapta önemli bir yer kaplar. Yazar, bir insanın kendi mükemmelliğine olan inancı zayıfsa, ulusunun, dininin veya başka bir kutsal amacın mükemmelliğine olan inancının daha güçlü olacağını belirtir. Bu bağlamda, Hoffer, kitle hareketlerinin bireylerin kimlik arayışlarına yanıt verdiğini savunur. İnsanlar, kendi bireysel yetersizliklerinden kaçmak için kolektif bir kimliğe sarılırlar ve bu kimlik, onların kendilerini daha güçlü ve anlamlı hissetmelerine olanak tanır. Bu süreçte, birey, kendini ölümsüz bir şeyin parçası olarak görmeye başlar ve bu da ona güçlü bir aidiyet duygusu kazandırır.
Özgürlük ve eşitlik arasındaki gerilim de kitabın bir bölümü etkiler. Ona göre, özgürlüğün gerçek olduğu bir yerde, kitlelerin en büyük talebi eşitliktir. Eşitliğin gerçek olduğu bir yerde ise özgürlük, küçük bir azınlığın talebi haline gelir. Bu karşıtlık, toplumsal hareketlerin doğasında var olan bir gerilim olarak karşımıza çıkar. Hoffer, bu gerilimin toplumsal düzenin şekillenmesinde ve kitle hareketlerinin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynadığını savunur.
Hoffer, kitle hareketlerinin aileye karşı olan tutumlarını da inceler ve başlangıç devresindeki Hıristiyanlığın aileye karşı takındığı düşmanca tavrı örnek olarak verir ve benim için en aydınlatıcı kısım burası olmuştır. İsa Peygamber’in öğretilerinde, aile bağlarının zayıflatılmasının, bireylerin kolektif hareketlere daha kolay uyum sağlamasına yol açtığını belirtir. Bu durum, Hoffer’a göre, kitle hareketlerinin bireyleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirme gücünü artırır. Aile bağlarının zayıflaması, bireylerin yalnızlaşmasına ve bu yalnızlığı gidermek için kitle hareketlerine katılma eğilimine girmelerine neden olur.
Son olarak, Hoffer, inancın bir kimlik kazanma süreci olduğunu ve bu süreçte kişinin kendinden vazgeçerek ölümsüz bir şeyin parçası haline geldiğini belirtir. Dini, sosyal devrimci ve milliyetçi hareketlerin tümü, insanları geçmişe bağlayarak ya da geleceğe yönelik umutlar besleyerek bu kimlik sürecini destekler. Hoffer, Pascal’ın düşüncelerini referans alarak, kişinin kendi gerçek benliğinden kaçma ihtiyacı ile mantıklı ve açıkça belli şeylerden kaçma ihtiyacı arasında bir bağlantı olduğunu savunur. Bu bağlamda, kitle hareketlerinin bireylerin zayıf yönlerinden faydalanarak onları kendi saflarına çektiğini ifade eder.