Elspeth McGillicuddy tren yolculuğu sırasında camdan bir diğer trenin içinde gerçekleşen cinayete tanık olur. Elspeth şok içinde ve görev arzusuyla ulaşabildiği tüm görevlilere durumu iletir. Fakat yaşlı görgü tanığı fazlasıyla ciddiye alınmaz çünkü olayın gerçekleştiği vakitten günler geçmesine rağmen ne ceset ne de herhangi bir şüpheli bulunabilmiştir. Elspeth’e inanan ve bu cinayeti çözüme kavuşturacak kişi Miss Marple’dır.
Öncelikle böyle merak uyandırıcı bir konunun bu şekilde işlenmesi beni biraz hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Agatha Christie’nin okuduğum diğer kitaplarının birçoğunda katili bulamadım veya yanlış tahmin ettim. Bunun da nedeninin genelde katillerin en bariz olanlarının haricinde ters köşe oluşturacak kişiler olarak seçilmesinden kaynaklandığını fark ettim. Böylelikle zaten ben kitabın yarısına gelmeden sadece 2 katil adayım vardı. Ama şöyle bir sıkıntı var ki olay örgüsü katili bulmak üzerine ilerlemiyor. Başlangıçta zaten ceset bile bulunamadı. Sonradan ceset malikanenin lahdinde bulundu ve hemen tüm şüpheler ev halkına yöneldi. Ki yönelmedeki nedenler de tamamen varsayımlara ve tesadüflere dayanıyor. Çünkü lahdin bulunduğu ambara ev halkının dışında birçok yabancı kişi dahi girip çıkabiliyor. Miss Marple bu dedektiflik işleri için fazlasıyla yaşlandığı için malikaneye muhbir olarak hizmetçi kız Lucy’i sokuyor. Kitabın ortalarından olayların çorap söküğü gibi açıklığa kavuştuğu final bölümü arasında ev halkındaki tüm erkeklerin Lucy’e tam anlamıyla yürüdüğünü okuyoruz. Açıkçası bu satırları çöpçatan yaşlı bir ninenin yazdığı sürekli gözümün önünde belirdi. Kolay okunan bir kitap fakat benim gerilim-polisiye kitabından beklentim bu değildi sanırım. Bu nedenle diğer okuduğum Agatha Christie kitaplarının yanında fazlaca sönük kaldı.