ÖZNUR İLTER -PORTAKALLI ÇİKOLATA
.
.
.
.
Selamm mutlu haftasonları dilerim hepinize umarım güzel geçiyordur gününüz ben bugün sizlere kapağı ile gönlümü feth eden #portakallıçikolata kitabının yorumu ile geldim.
Ceylin annesini küçük yaşta kaybetmişti ve bunu hayal meyal hatırlıyordu. Babasını da kanserden dolayı kaybetmişti bir yıl içinde İstanbul da yaşamaya gayret etmişti fakat herşeyi satıp Yalova'ya taşınmıştı orada kendine yeni bir hayat kurmak istiyordu.
Turuncu ve kahverengi sevdiği iki renkti babaannesinden yadigar kalan portakallı çikolatası çok meşhurdu Yolava'da kendine küçük bir pastane açmıştı.
Devamlı müşterisi ve hemde iyi arkadaşı olan Kerime ablası birde tek dostu Kerem vardı onu hayata bağlayan ...
Taa ki o gün dükkanın önünde bekleyen ve portakalı çok seven Yiğit'i görene dek herşey normalindeydi. Fakat Yiğit tuhaf biriydi okb hastasıydı çocuk yaşlarında ortaya çıkmıştı.
Kuşku, düzen ve sayma obsesyonları vardı ve tedavi görüyordu.
Defalarca kitlenen kapılar,renklerine göre sıralama arzusu,simetri takıntısı ve öyle bir istek ki Ceylan'in çillerini bile tek tek saymak istiyordu :))
Ceylin'in pastanesine gelip portakallı çikolatasını yerken kafasında ki tüm sesler susuyordu ve takıntıları bile bu pastanede son buluyordu bu portakal saçlı kızın yanında inanılmaz huzurluydu Yiğit..
Peki Ceylin bu okb hastası Yiğit ile ve takıntılarıyla baş edebilecek miydi?
Yiğit'in hastalığı neden çocukluğuna dayanıyordu?
Sonunda çillerini saydıracak mı dersiniz onunda cevabı kitapta saklı ...
.
.
.
Yüzünü sev,çillerini say
Dudaklarını sev,öpücükleri say
Gözlerini sev,kirpiklerini say