Gönderi

Yer Altından Notlar
Puan vermedi·160 syf.··
2024 7. kitabı
Herhalde bu kitabı 20’li yaşlarımın başında ön hazırlıksız okusaydım özellikle ilk bölümünde sıkılıp devam etmezdim. Deli saçması monologlar derdim bir kenara atardım. Oysa şimdi okuduğum bu zihinsel olgunluk dönemimde ve ön hazırlıkla ne kadar keyif aldığımı anlatamam. Hatta kitabı okumak bu incelemeyi yazmaktan çok daha kolay ve akıcıydı. İnceleme için ise neredeyse 1 aydır debeleniyorum. Çünkü her ne kadar kitap 151 sayfa da olsa incelemede şunları yazmadan geçmek olmaz: Dostoyevski bu romanını Rusya ne haldeyken yazdı, kendi kişisel tarihçesinde ne durumdaydı, hangi felsefi görüşlere aslında karşı çıkıyor, alt metinlerde neyi anlatmak istiyor, kitapta bu düşünceleri nerelerde hangi cümlelerde bulabiliriz vs vs… Bu kitap da okunmadan önce ödevleri bol hazırlık süreci olan bir kitap. Varoluşçuluğun ilk romanı sayılan bu kitaba başlayalım. Kitabın açılış cümlesi: “Hasta biriyim ben…” Basit, gösterişsiz ve tüm kitabı özetleyen bir cümle. Dostoyevski belki bu cümleyle o dönemde biraz da kendini anlatıyor. Çünkü, kendi kişisel tarihinde bu kitabı yazarken oldukça zor bir dönemden geçiyor. Devlet düzenini yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle tutuklanıyor, ölüm cezası Sibirya’da 4 yıl ağır hapse ve askerlik hizmetine çevriliyor. O yıllarda, (1864) hayatını kumar masalarında harcıyor, yüklü borçlarını ödemek için sipariş romanlar yazıyor, teslim tarihleri yaklaştıkça da iç huzursuzluğu artıyor ve sara nöbetleri geçiriyor. Yine o dönemde, Rus Edebiyat oligarşisiyle arası bozuk, Turgenyev ile olan sorunlu ilişkisini herkes bilir. Kitap 2 bölümden oluşuyor. 1. Bölüm: “Yeraltı”, 2.Bölüm “Sulusepken Üzerine”. 1.Bölüm: “Yeraltı”. Bu bölüme “hasta” bir adamın yazdığı monologlar, düşünce dalgalanmaları olarak bakmak yüzeysel olur. Monologlar yalnızca Dostoyevski’nin katılmadığı felsefi akımlara bir gönderme, bir düşünsel boşa çıkarma yöntemidir. Nikolay Chernyshevsky’nin 1863 yılında yazdığı “What Is to Be Done?” eserindeki ütopik sosyalizmi anlatan romanına bir cevap niteliğindedir. Chernyshevski’nin eserinde, kararlarımızı akıl ve mantık çerçevesinde alırsak rasyonel ve akılcı bir ütopyaya ulaşabileceğimiz öngörülüyor. Dostoyevski bu rasyonel ve determinist ütopyaya bu romanıyla karşı çıkıyor. İnsanın %100 rasyonel 1 varlık olmadığını, zihinsel olarak rasyonel olsa da ironik bir biçimde insan doğasının karmaşık, çelişkili ve karanlık yönlerinin eylemlerini yönlendirdiğini savunur. Bu savunmasını kitapta şu cümlelerle okuyucuya hissettirir: “Hasta biriyim ben.. Tıp bilimine, doktorlara büyük saygı duymama karşın, tedavi olmuyorum.” “İnsanların bile bile, yani gerçek çıkarının nerede olduğunun tam anlamıyla bilincindeyken, onları ikinci plana itip başka yollara saptığını, kimsenin zorlaması olmadan, sanki özellikle, bilerek, kendisine gösterilen yola değil, doğrudan doğruya kendi iradesiyle, karanlıklarda arayarak öteki zor, saçma yola girdiğini gösteren binlerce örneği ne yapacaksınız?” Dostoyevski insanın %100 rasyonel ve çıkarlarının peşinden giden bir varlık olmadığını, gerçek hayatta eylemlerine yöne veren isteklerinin ve özgür iradesinin olduğunu savunur. “Mantık iyi bir şeydir, kimsenin bir kuşkusu yoktur bundan. Gelgelelim, yalnızca bir mantıktır, işte o kadar ve ancak insanın düşünme yeteneğinin gereksinimini giderir, oysa istek hayatın her şeyidir, yani insan hayatının düşünsel yanıyla da, en önemsiz tüm yanlarıyla da her şeyidir…Hayatımız bu bakımdan sıkça anlamsız görünmekle birlikte, gene de bir hayattır…” “ İstek çok sık olarak, hatta çoğunlukla mantığa ters düşer…” Mutlak rasyonellikle gelen fazla bilinçli olma haline de karşıdır. “Fazla bilinçli olmak bir hastalıktır. Gerçek, tam bir hastalıktır. Sıradan bir bilinç, insanın yaşamı için fazlasıyla yeterlidir.” Her türlü bilincin hastalık olduğu savıyla roman, “yüce ve güzel şeyler” hakkındaki anlayışları derinleştikçe yeraltı daha da genişleyip, bu bataktan çıkılamaz bir hale gelir. “Evet kısacası, belki de çoğu kimsenin yaptığı şeyler, onları yapmamam gerektiğini düşünmeme karşın, neden ısrarla geliyorlardı aklıma? İyiyi, “yüce ve güzel herşeyi” anladıkça bataklığıma daha çok batıyor, canlılığımı daha çok yitiriyordum. Ama önemli olan, bütün bunların bende rastgele değil, sanki öyle gerektiği için olmasıydı.” İkinci bölüm ‘’Sulusepken’e Dair’’. Bu bölüm biraz daha akıcı, hikaye ve olaylar örgüsü olan bölüm. Bu bölümde de daha ilk sayfalarda Rus romantiklerinin Alman ve Fransız romantikleriyle taban tabana zıt olduklarını Avrupalı romantikleri küçümseyerek anlatıyor. “Avrupa’nın hiçbir ölçüsü bizimkilere uygulanamaz.” Aslında bu, Rusya’da, o dönemde sanayi devrimiyle gelişen dönüşen Avrupa’ya özenme, birebir taklit etmeye çalışma çabalarına gösterdiği tepki Dostoyevski’nin. “Oysa bizim romantiklerimizin özelliği, başı yıldızlarda Avrupalı romantiklerin özelliğiyle taban tabana zıttır; ve Avrupa’nın hiçbir ölçüsü bizimkilere uygulanamaz.” İkinci bölümde Dostoyevski 1.bölümde anlattıklarını hikayeleştiriyor. İnsanın aslında tamamiyle rasyonel olmadığını, çıkarına uygun davranmayıp isteklerinin peşinden gittiğini, bazen acıdan zevk aldığını, kendini karanlık çelişkili durumlara sürüklediğini bir antikahraman üzerinden anlatıyor. İnsanoğlunun çelişki dolu karamsar ve kendini zora sokan doğası, “yüce ve güzel” olanı değil karanlık derinliklerde gezmesini çok güzel resmetmiş. 2. Bölümü 1.bölüm ışığında okumak faydalı olur. Ve çok iyi bir anlatıcı olan Yalın Alpay’ın şu videosunu da tavsiye ederim. youtu.be/fPinIjYcBiQ?si=...
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2018159,4bin okunma
·
76 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.