72 syf.
Yükte hafif, fikirde ağır diye tabir ettiğimiz ince kitaplardan biri kabul edilebilir Altıncı Koğuş… Uzun zamandır bu kadar etkilendiğim, sevdiğim bir öykü okumadım. Bu kitabı özlerim ben; tekrar okur, karakterleriyle hasret gideririm… Eminim! Okuyan birini gördükçe İvan’ a selam gönderirim. :) Vardır böyle başucu kitaplarımız.

Kitaba gelecek olursak; (Belki bazı noktalar size spoiler verebilir.)
Kitabın kapağını açar açmaz harika betimlemeler karşılıyor sizi. Kitap üç boyutlu bir görsel şölene dönüşüyor ve Altıncı Koğuşun bakımsız kötü şartlarına; hastane ortamında bulunan hastalara doğru yol alıyorsunuz. Hepsiyle tanışıyorsunuz. Garip hikayeleri var. Betimlemeleriyle size kitabı yaşatan yazarların peşini bırakmamak gerek. Bu bağlamda beni kendine çeken, en çok etkileyen yazarlardan ilki Orhan Pamuk’tur. Diğeri Gorki… Şimdi buna Çehov eklendi. Henüz yolun başında bir okuyucu olarak bu listeye başka yazarlar da eklenecektir muhakkak.

İvan Dmitriç ; devamlı takip edildiğini zanneden bir hasta olarak Altıncı Koğuşta yatmakta. Aslında çok sorgulayan, haksızlıklara karşı tahammül edemeyen, olumsuzluklardan etkilenip acı çeken, eğitimli, hastaneye yatmadan daha doğrusu düşünmeye,sorgulamaya başlamadan önce çok kitap okuyan bir karakter. Daha sonra doktor Andrey Yefimıç ile tanışır. İkisi arasındaki diyaloglar kitapta ençok dikkat çeken bölümler… Doktor Yefimıç ise; hastanenin kötü şartlarını farkında olan, her şeyin kendiliğinden düzelmesini bekleyen,akla ve gerçeğe önem vermesine rağmen güçlü bir karakter olmadığı için stoacı görüşlere sığınan bir karakter... İvan ile gerçekleştirdiği sohbetlerden sonra ruhsal ve düşünsel değişikliğe uğrayan doktor, zamanla çevresini eleştiren, herkesten farklı düşünmeye başlayan bir karaktere dönüşür. Daha sonrasında çevresindeki toplumsal sorunlar ve insanlar arasındaki iletişimsizlik doktoru tiksindirmeye başlar. Ve böylece doktorun yalnızlaşma süreci başlar. Doktorun kendisine koyduğu teşhis ise kitapta en beğendiğim cümleler arasında:
"... Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!"
Başından beri deliliği de sorgulatan kitap burada deliliğin aslında ne olmadığı konusunda düşünceleri had safhaya çıkarıyor.

Düşünmenin ve sorgulamanın suç teşkil ettiği toplumlarda, bir şekilde hapsedilmenin yalnızlaştırmanın öyküsüdür bu kitap. Okurken dönemin şartlarını dikkate almadım. Çok ta vakıf değilim… Ama kitabı okurken biraz yazar hakkında fikir sahibi olmak yeterli… Konu evrensel olunca çok ta yabancı hissetmiyorsunuz kendinizi kitaba… Her sayfası önemli, altını çizeceğiniz cümlelerle dolu, kendinizi ve hayatı sorgulatan akıcı ve yalın anlatıma sahip muhteşem bir eser…