Beni uzaklaştırmış olan bu yalan katışığının, halkta kilise temsilcilerine oranla daha az bulunduğunu gördüğüm halde halkın inançlarında da yalanın gerçeğe karışmış olduğunu görüyordum.
Fakat yalan nereden, gerçek nereden geliyordu? Yalan da gerçek de kilise denen şey tarafından söylenmişti. Yalan da gerçek de gelenekte, kutsal denilen sözlü ve yazılı geleneklerdeydi.
İster istemez bu yazılı ve sözlü gelenekleri incelemeye ve araştırmaya, yani şimdiye kadar o kadar çok korktuğum bir şeyi araştırmaya giriştim.
Bir zamanlar gereksiz görerek büyük bir küçümsemeyle bir kenara attığım ilahiyat bilimini incelemeye başladım.