bir gün "derviş dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek" diyen yunus emre hazretlerine veryansın ederken buldum kendimi mesela. nasıl olacaktı bu Allah aşkına.
imkan olsa da hazretin kırk günlük bir terapi programına katılabilseydim mesela diye düşündüm, ama yoktu. tasavvuf ve modern psikoloji ne kadar farklı şeyler söylüyordu. özsaygısız olur muydu, bu eskiler de hiç psikolojiden anlamıyorlardı canım. tıka basa kendimizle doluyken, rahatımız için her yol mübahken söylenecek laf mıydı şimdi bu yani.
yunus emre hazretlerinin travmaları var mıydı mesela ya da günün sonunda muhatabına gereken cevabı veremediği için uykuya dalamadığı geceler. sırf mülayimlikten sebeb insan yerine konmadığı, kafası hinliğine basmıyor diye ciddiye alınmadığı, ortamların aranan insanı olmadığı için gölge gibi yaşadığı, uçurumun kendine baktığı vakitler olmuş muydu onun da. bunların da cümlesi hamlıktan idi doğru. ne bileyim işte, bunları ancak ondan dinlersem aşabilirmişim gibi gelmişti.
yine de ben kalbi kırıldığı vakit 'ben olsaydım sana bunu yapmazdım' diyenlerin, kötülüğe nasıl karşılık vereceğini bilmeyen, bilmek de istemeden bu dünyadan göçenlerin safında kalmak istiyorum her şeye rağmen.