·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Ağustos 2024 00:00 Deborah Levy’nin yazdıkları yabancı yayınevlerinin kapakları sayesinde gözüme çarpmıştı ve türkçeye çevrildiklerini bilmiyordum. Çevrilmiş olduğunu görünce yapıştım haliyle. Gönül isterdi ki bu serinin ilk kitabı da 2 ve 3 gibi yeni basım olsun ve üçü birden bir set halinde kitaplığımda dursun. Ama maalesef ilk kitabı çok daha önce bu şekilde basıldığı için bir tık yabancılık çekmedim desem yalan olur. Çünkü bir kitabı alırken kapağı yüzde yüz umursadığım etken olmamakla birlikte ilk gördüğümüz şey daima kapağı olduğu için bir şekilde estetik algımıza uysun diye bekliyoruz. Ama gelgelelim bu kitap beklentimin o kadar üzerinde çıktı ki kapağına bakmadan okuyun, okutturun derim. Deneme/Anı şeklinde ilerleyen bu kitap yazarın hayatın yol haritasını çizerken bir yandan o izleri bize takip ettiriyor ve o izlerden kendimize bir yol bulduruyor. Mesela Levy feminist bir yazar olarak tanımlandığı için kadın olmak üzerine sık sık düşündürüyor bizi, yazar olmak üzerine, aile bağları üzerine, savaş üzerine… hayatın nice noktasına incelikle, kalemiyle su gibi dokunuyor, akıp gidiyor kitap…