Bir inceleme yazmanın en zor kısmı nasıl başlayacağını bilmemek. Çünkü bir şekilde başlayabilirsen, kelimeler kendi kendine dökülür ellerinden. Aynı bu kitapta olduğu gibi. Başlamak biraz zor geldi bana. Gay bir ilişkiyi konu aldığını biliyordum. Benim gibi. Ama korkma nedenim karakterlerin gay olması değildi. Toplumun yargısından kaçmamın tek yolu kitap okumam. Kendimi karakterlerin yerine koyar ve bambaşka evrenlere uçarım. Ancak bu kitapta karakterler yönelimleri nedeniyle yargılansaydı, gerçek hayattan ne farkı kalırdı bunun. Neyseki yazar bunu bana yaşatmadı.
Yalnız bir çocuktu Ari. Yalnızlığı yaşatmazdı Dante. Birbirinden farklı iki çocuk; bir yaz, bütün olmayı öğrenmişlerdi. Biri yazdı biri kış. Biri siyahtı biri ise beyaz. Ama biri olmasa öbürünün anlamı kalmazdı. Son anlarına kadar da bir bütün olacaklarını anlamışlardı o yaz. Kimsenin eline değil, gökyüzüne bakıyorlardı. Yıldızlı gökyüzüne. “Radyo dinlerken pikabımın arkasına uzandım ve tüm o yıldızlara baktım. Hiç ışık kirliliği yoktu, Dante. Çok güzeldi.”
Çok anlatırdı Dante, çok dinlerdi Ari. Soğuk yapsa da dinlerdi Dante’yi. “Genelde görünmezdim. Galiba öylesi hoşuma gidiyordu. Sonra Dante çıkagelmişti.” Ari’nin bütün hayatını değiştirmişti bu çocuk. Normal davranmak zorunda olmadığını, sadece neyi seviyorsa onu yapması gerektiğini söylemişti. Ayakkabısız dolaşmayı seviyorsan, çıkar gitsin. “Sıcak ikindi göğüne gözlerini dikti; bunu yapmak alışkanlığıydı. Düşündüğü anlamına geliyordu. ‘Ayakkabı doğadışı bir eylem. Asıl öncülüm bu.’”
“Sana daha önce normal olmadığını söyleyen oldu mu?”
“Öyle mi olmaya çabalamalıyım?”
Sonrasında daha tutkulu duyguların yer edineceği arkadaşlıkları paha biçilmezdi onlar için. “O öğleden sonra iki yeni kelime öğrenmiştim. Meçhul ve Arkadaş. Kelimeler, içinizde yaşadıklarında farklılaşıyordu.”
Bu dostlukları uzun sürmedi. Aşkı öğrenmeye başladılar birlikte. Hissedilen her şeyi hafızalarına kazıdılar. “Dante. Ondan çok hoşlanıyordum. Ondan çok ama çok hoşlanıyordum.”
Fikirlerini paylaştılar. Birbirlerini etkilediler. Keşfettiler. Ölmeden önce her şeyi yapmak istediler. Ama önce genç olmak istediler.
“Çünkü bir şey yaptığın zaman tam olarak ne yaptığını bilmen lazım.”
“Kimse tam olarak ne yaptığını bilmiyor.” dedim
“Çünkü insanlar tembel ve disiplinsiz”
Annesiyle ve babasıyla sorun yaşardı bazen Ari. Bu yüzden de Dante ve mükemmel aile ilişkilerini kıskanırdı. Dante onun için her şeydi, bazense katlanamazdı ona. “Belki benim kalpsiz olduğum gerçeğini, tıpkı onun kalpsiz olmadığı gerçeğini sevdiğim gibi severdi.”
“Günün birinde evrenin tüm sırlarını keşfedeceğim.” diye fısıldadı.
Bu beni gülümsetti. “Onca sırla ne yapacaksın, Dante?”
“Ne yapacağımı bulurum,” dedi. “Belki dünyayı değiştiririm.”
Ona inandım.
Evren sanki onlara karşı çıkıyordu. Kazalar ayrılıklar derken milyonlarca parçaya bölünmüşlerdi bazen. Ama sevgi de buydu ya, inadına devam etmekti.
“Yüzmeyi seviyorum… seni de.”
Hiçbir şey söylemedim
“Yüzmek ve sen, Ari. En çok bu iki şeyi seviyorum.”
Büyüme yolculukları hepimize kendimizi hatırlatırdı mutlaka. Hepimiz bu yoldan geçmiştik çünkü. “Sokaklarda oynamak için artık çok mu büyüğüz sence?”
“O oyunu oynayabiliriz,” dedim. “Spor ayakkabılarının canını okumak için uydurduğun oyunu.”
“Eğlenceliydi değil mi?”
Bunu söyleme tarzı. Sanki o oyunu bir daha asla oynayamayacağımızı biliyormuş gibi. Artık büyümüştük. Bir şeyi kaybetmiştik ve ikimiz de farkındaydık.”
Elbette sonunda yaz biterdi. Aşklar daim kalır mıydı? “Dante’nin kahkahası olmadam yaz, yaz olmazdı.”
Belki yaz biterdi. Ama evrenin sırları her zaman keşfedilmeyi beklerdi.
“Evrenin sırlarından biri, içgüdülerimizin kimi zaman zihinlerimizden daha güçlü olmasıydı.”
“Evrenin bir başka sırrı. Bazen acı nereden geldiği belli olmayan bir fırtına gibiydi. Berrak bir yaz sabahı sağanakla bitebiliyordu. Şimşekler ve gök gürültüleriyle.”
Yazarın bu güçlü kalemi, kelimelerle dans ederken sizi inanılmaz bir empati yolculuğuna çıkarıyor. Bazen yer yer serpiştirilmiş mizah unsurları okumayı eğlenceli hale getiriyor.
“Gerçek Meksikalılar oğlanlarla öpüşmeyi sever mi?”
“Erkeklerden hoşlanmanın Amerikan icadı olduğunu sanmıyorum.”
“Haklı olabilirsin”
“Evet, olabilirim.” Ona baktım. Haklı olmamdan nefret ediyordu.
Kimi zamansa birbirlerine olan sonsuz hayranlıkları beni hayrete düşürüyordu.
“Onun gibi daha çok insan olsa, dünya güzel bir yer olurdu.”
“Dünyada Dante gibilerinin olduğunu hiç bilmediğimi söylemek istiyordum; yıldızlara bakan ve suyun gizemlerini bilen ve kuşların göklere ait olduğunu, zarafetle uçarken kötücül ve aptal çocuklar tarafından vurulup düşürülmemeleri gerektiğini bilen insanların olduğu.”
Yalnız, dünya hep adil değildi onlar için.
“Bir parçasının bir daha asla aynı olmayacağını biliyordum. Kaburgalarından fazlasını çatlatmışlardı.”
Yine de mutlu olmanın bir yolunu her daim buluyorlardı.
“Gözlerimi kapadım ve göz yaşlarını durdurdum. Sonra, ‘Galiba mutlu olduğum için ağlıyorum,’ dedim.”
Farklıydılar farklı olmasına da, aynı kalmayı istemiyorlardı zaten.
“Yaz güneşi benim gibi oğlanlar için değildi. Benim gibi oğlanlar yağmura aitti.”
“Bunun doğru olmadığını biliyordum. Dünyadaki diğer herkes gibi değildik.”
Yine de masum aşkları sizi gülümsetecekti.
“Bence onu aklının alamayacağı kadar çok seviyorsun.”
“Ne yapacağım ben? Çok utanıyorum.”
“Neden utanıyorsun?” dedi annem. “Dante’yi sevmekten mi?”
..
Dante’nin elini tuttum.
Dante Quintana gibi birini sevmekten nasıl utanabilmiştim?
Ve her şeyden öte, sizin içinizde bir yerlede daima yer edinecek bir kitap. Yüzme bilmeyen Ari ve ona yüzmekle birlikte hayatı öğreten Dante. Aile sevgisini tadamayan Ari ve onu sevgide boğan Dante. Farklılığı kusur sanan Ari ve normal olmayı küçümseyen Dante. Bir müzik kadar hızlı bitti kitap. Aristo ve Dantenin aşkı, evrenin sırlarını keşfi.
“Müziğin bu kadar çabuk bitmesi. Müziğin daha yeni başlamışken bitmesi. Bu gerçekten üzücüydü işte.”