Hayatı her zaman tamamen akışına bırakmak sizce doğru mu?
Aslında az bir farkındalığa ihtiyacımız var. Hala tam olarak tanımadığımız içimizdeki "BEN" in alevlenmesi gerek. Ve bunun için de onu tutuşturmaya yarayacak etkenler gerekiyor.Ve işte o etkeni kitapta "dilenci" karakteri üstleniyor. Evet bir dilenci ama mutlu olmamasına rağmen en azından huzurlu. Ve hala kendi hayatının kör gidişatı içinde olan Metin' e farkında olmadan hayatının gerçekleriyle yüzleşmesini sağlayacak. Metin' in içindeki "BEN " yavaştan tutuşmaya başlıyor. Çevresindeki insanların gerçek yüzlerini görmek için oynadığı oyun ise her şeyi apaçık ortaya çıkarıyor. Annesi haricinde maske takan ne kadar çok kişi varmış oysa. Tanıdığımızı sandığımız insanların aslında bize ne kadar yabancı olduklarını görüyor olmak ne kadar acı bir durum öyle değil mi? Ve Metin'in içindeki "BEN" de kıvılcımlar çıkmaya başlıyor. Ve gittikçe alevleniyor. Aynı beden ama aynı Metin değil. Artık kendinin tamamen farkında olan bir Metin var. Ve içindeki o alevleri kimse söndüremez artık. Bana göre kitabın en can alıcı noktası da neydi biliyor musunuz? "Anne Sevgisi" nin hakikatliğine bir kere daha tanık olmak.