·372 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Ağustos 2024 21:52 Kitabı okuduğunuz zaman neden goodreads sitesinde 3.86 gibi düşük bir puan ve bu sitede neden 8.6 gibi yüksek bir puan aldığını anlayacaksınız. Bunun nedeni, muhterem yazarımızın dini inançları güçlü olanlar için son derece kışkırtıcı olabilecek bir dizi fikir ve söylemde bulunmasıdır. Bu görüşlerin yanlış veya aşırı olduğunu ben şahsen düşünmüyorum; ancak, ortodoks bir inanca sahipseniz, bu ifadelerin sizde nasıl bir etki yaratabileceğini tahmin edebiliyorum. Bu sebeple ben de sadece bu kışkırtıcı gördüğüm fikirlerden bazılarının özetini geçeceğim. Ama genel olarak geç dönem yahudiliği ve erken dönem hristiyanlığı ekseninde mitlerden veya efsanelerden arındırılmış (eğer mümkünse) bir İsa figürü okumak istiyorsanız kitabı okumanızı tavsiye ederim. Eğer hazırsanız ana karakterimizi öldürerek başlayalım… (Bu arada İncil yazarları > George R.R Martin)
---
Pilatus, tarihsel kaynaklarda acımasız ve Yahudilere karşı saygısız bir Romalı vali olarak tanımlanıyor. Kudüs'e gelişiyle birlikte Yahudilere karşı küçümseyici bir tutum sergilemiş, Yahudilerin dini duygularını hiçe sayan eylemlerde bulunmuş ve onların direnişlerini şiddetle bastırmıştır. Ancak İncil’de, İsa’nın idamı konusunda kararsız, Yahudilerin baskısı karşısında İsa’yı istemeyerek çarmıha gönderen biri olarak resmedilir. Reza Aslan, bu tasvirin gerçeklikten uzak olduğunun bunun İsa’nın ölümünden çok zaman sonra Roma’da bir din yayma faaliyeti olacak şekilde resmedildiğini, yani Romalı bir valinin veya Romalıların İsa’nın ölümünde paysız, Yahudilerin ise tamamen sorumlu olması gösterilmek istenmiştir.
Örneğin, Markos İncili’nde, Pilatus, İsa’yı suçsuz bulmasına rağmen Yahudilere danışır ve onlara İsa mı yoksa suçlu bir isyancı olan Barabas mı serbest bırakılmalı diye sorar ve oradaki halka bir seçenek sunar. Kalabalık ne hikmettense Barabas’ın serbest bırakılmasını, İsa’nın ise çarmıha gerilmesini ister. Pilatus, güya isteksiz bir şekilde Yahudilerin ısrarı yüzünden İsa’yı çarmıha gönderir. Aslan, bu hikayenin mantıksız olduğunu, Roma valilerinin böyle bir geleneğe dair hiçbir tarihsel kanıtın bulunmadığını ve Pilatus gibi sert bir valinin Yahudilerin isteklerine boyun eğmesinin tarihsel açıdan olası olmadığını belirtir.
Az evvel bahsettiğim gibi Aslan, İncil yazarlarının, Yahudi İsyanı ve Kudüs'ün yıkılmasından sonra yazdıklarını ve bu olayların etkisiyle, Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nda kabul görmesi için İsa’nın hikayesini yeniden yorumladıklarını öne sürer. Bazı kanonik din karşıtı yorumların kulağa çok zorlama geldiğini kabul ediyorum, bunun aynısı din yanlısı yorumlar için de söylenebilir. Ancak Reza’nın bu tarihsel yorumu en azından benim açımdan kulağa çok mantıklı geliyor. Bu yeniden yorumlama, İsa'nın devrimci yönlerinin silinmesi (Yahudilikten İsa’yı koparma uğraşları) ve Romalıları İsa’nın ölümünden sorumlu tutmaktan kaçınarak Yahudileri suçlu gösterme çabasıdır. Erken dönem Hristiyanlar, İsa’yı radikal bir Yahudi milliyetçisinden, pasif ve iyi işler yapan bir vaize dönüştürme gayretinde bulunmuşlardır. Hattâ zamanla, İncil yazarlarının Pilatus’un suçsuzluğunu ve Yahudilerin suçunu vurgulamaya daha çok yöneldikleri görülür. Matta İncili’nde Pilatus, İsa’yı kurtarmak için çaba sarf eden biri olarak tasvir edilir ve İsa’nın ölümünden Yahudileri sorumlu tutar. Luka ve Yuhanna İncilleri’nde ise bu vurgu daha da güçlendirilir, böylece Pilatus’un masumiyeti ve Yahudilerin suçluluğu daha açık hale getirilir.
Nihayetinde, Reza’nın yorumuna göre, İncil yazarlarının bu çelişkili anlatıları, Hristiyanlığı Roma’da yaymak ve Romalıları sorumluluktan arındırmak amacıyla bilinçli olarak yapılmış bir çarpıtmanın sonucudur. Yahudiler, İsa’nın ölümünün suçlusu olarak gösterilerek, Hristiyanlığın Roma'da kabulü kolaylaştırılmak istenmiştir.
---
Yeni Ahit’i ilk okumaya başladığım zamanlarda Vaftizci Yahya'nın İsa ile olan etkileşimi garibime gitmişti, Yahya’nın İsa’yı vaftiz etmesini kavrayamamıştım. Nitekim Reza’nın kitabını okurken bu konudan bahsetmesi benim açımdan iyi oldu. Çünkü, bu ilişkinin erken Hristiyanlıkta bir çelişki yarattığını düşünüyorum ve bu konuda yalnız değilim, muhterem yazarımız da böyle düşünüyor olacak ki bu konuda kafa yormuş.
İlk Hristiyanlar, Yahya'nın İsa'yı vaftiz etmesini kabul ettiklerinde, Yahya'nın İsa'dan daha üstün bir figür olduğunu kabul etmiş gibi görünüyorlardı. Eğer Yahya'nın vaftizi Markos'un iddia ettiği gibi günahların bağışlanması amacı taşıyorsa, bu durumda İsa'nın Yahya tarafından vaftiz edilmesi, İsa'nın günahlarının temizlenmeye ihtiyaç duyduğunu gösterir ki bu, Hristiyan teolojisi açısından sorunludur. Yosefus'un görüşüne göre ise, Yahya'nın vaftizi bir inisiyasyon ayini ise, bu İsa'nın Yahya'nın öğretisine girdiğini ve onun bir havarisi olduğunu ima eder. Yani sevgili okur dostlarım, diğer her dini anlatı gibi bu konunun da iki ucu papatyalı değnek gibi duruyor.
Yahya'nın takipçileri, uzun bir süre Yahya'nın İsa'dan daha büyük olduğunu savunmuşlardır. Bu durum, müjde yazarları için büyük bir ikilem yaratmıştır çünkü Yahya, popüler ve saygı duyulan bir peygamber olarak kabul ediliyordu ve onun İsa'yı vaftiz ettiği gerçeği gizlenemeyecek kadar iyi biliniyordu. Bu hikâyenin anlatılması gerekiyordu, ancak aynı zamanda İsa'nın Yahya'dan üstün olduğu da vurgulanmalıydı. Bu nedenle, müjde yazarları zamanla Yahya'nın rolünde bir takım indirgemeciliklere giderek, İsa'nın daha üstün olduğunu göstermek için çaba sarf ettiler. Yani en azından bu Reza’nın yorumu veya tarih okumasıdır. Markos'tan Yuhanna'ya kadar, Yahya'nın karakteri ve rolü, İsa'nın tanrısallığını vurgulamak için giderek küçültüldü. Luka, Yahya'nın havarilerini kendi peygamberlerini bırakmaya ve İsa'yı takip etmeye ikna etmek için bilinçli çabalar sarf etti. Yuhanna'nın müjdesinde ise Yahya, artık "vaftizci" olarak anılmıyor ve İsa'nın tanrısallığına tanıklık etmek dışında bir rolü kalmamış gibi gösteriliyordu. Yahya'nın İsa hakkında "Ben mesih değilim" ve "O büyümeli, bense küçülmeliyim" şeklindeki ifadeleri, Yahya'nın İsa karşısında kendini küçümsediğini gösteren bir başka örnek olarak sunuluyordu. Bütün bu anlatıların, hizmet ettiği amaç belliydi: Yahya'nın İsa'yı vaftiz eden bir figür olarak daha üstün bir rol oynadığı gerçeği ile Hristiyan teolojisinin İsa'nın üstünlüğünü vurgulama ihtiyacı arasındaki çatışmanın giderilmesi. Sonuç olarak, ilk Hristiyanlar, Yahya'nın İsa'yı vaftiz etmesini kabul ettiklerinde, İsa'nın Yahya'nın öğretisine girdiğini ve onun bir havarisi olduğunu kabul etmek zorunda kalmışlardır. Ancak Hristiyanlıkta İsa'nın tanrısallığı ve üstünlüğü vurgulanması gerektiği için, Yahya'nın rolü zamanla küçültülmüş ve İsa'nın daha üstün olduğu bir anlatı oluşturulmuştur.
---
Müjdeye göre, İsa'nın Nasıralı hemşerileri onun dönüşünden rahatsızlık duymuştur. Bazı insanlar İsa hakkında iyi konuşmuş ve onun sözlerinden etkilenmiş olsalar da, çoğunluk onun varlığından ve öğretilerinden rahatsız olmuştur. Bu rahatsızlık, İsa'nın Nasıra'daki topluluktan kısa sürede dışlanmasına yol açmıştır. Luka'nın müjdesine göre, Nasıralılar sonunda İsa'yı kentin dışına sürmüş ve onu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulu olduğu tepenin yamacına götürmüşlerdir. Ancak, bu hikaye Reza’ya göre şüphelidir çünkü Nasıra'da birini aşağı itebilecek yükseklikte bir uçurum yoktur; sadece hafif eğimli bir yamaç bulunmaktadır.
---
İkinci ve üçüncü yüzyıllar boyunca, Yahudi ve Romalı eleştirmenler, İsa'nın insanları kendisine çekmek için büyü kullandığını iddia eden yazılar yazdılar. Bu eleştiriler, İsa'nın mucizelerini kabul ediyor ancak bu mucizeleri "büyü" olarak tanımlıyorlardı. Örneğin, Hristiyanlık savunucusu Justin Martyr, eleştirmenlerin İsa'yı büyücü ve insanları aldatan biri olarak nitelendirdiklerini belirtiyor. Kilisenin liderleri, özellikle İskenderiyeli Origen, bu suçlamalara sert tepki göstermiştir. Origen, İsa'nın bir büyücü olduğu iddiasını çocukça ve iftira olarak nitelendirirken, Lugdunum piskoposu Ireneyus, İsa'nın mucizelerini büyücülerin yöntemlerinden ayıran şeyin, bu mucizelerin herhangi bir büyülü araç ya da ritüel olmadan gerçekleştirilmiş olması olduğunu savunur. Ireneyus'a göre, İsa mucizelerini, büyülü sözler, bitkiler, otlar, kurbanlar veya mevsimlerin izlenmesi gibi unsurlar olmadan yapmıştır. Bütün bu tarihselliğin yanında şimdi Reza abimizin yorumlarına bakalım. İlk durak elbette ki İncil olacak. Markos İncili gibi müjdelerde anlatılan İsa'nın mucizeleri, dönemin büyücülerinin hareketleriyle büyük benzerlikler taşıdığı yönündedir. İsa'nın bazı mucizelerinde, büyücülerin tekniklerini kullanmış olabileceği ihtimali üzerine durur Reza. Örneğin, İsa'nın sağır ve dilsiz bir adamı iyileştirirken yaptığı hareketler, büyücülerin ritüellerine benzemektedir. İsa, adamı bir kenara çeker, kulaklarına parmaklarını koyar, tükürüp elini diline koyar ve Aramice "Açıl!" anlamına gelen "Effata" der. Benzer şekilde, Beytsayda'da bir kör adamı iyileştirirken, İsa adamın gözlerine tükürür, ellerini üzerine koyar ve adamın görme yetisini geri kazanmasını sağlar. Bütün bunlar kulağa büyücü teknikleri gibi gelir. Ancak İsa’yı büyücülerden ayıran esas unsur İsa’nın bunları karşılıksız yapmasıdır. Reza’nın vurgusu esas buradadır, teknikler büyücü tekniği olsa da niyet büyücülerden ayrıdır. Çünkü o zamanlarda büyücülük veya cincilik insana epey bir gelir kapısı olan, ganimeti yüksek bir meslek olarak görülürmüş. Neyse, sonuç olarak Kilise liderleri İsa'nın mucizelerini büyücülerin yöntemlerinden ayırmak için büyük çaba göstermiştir, ancak İsa'nın mucizelerinin, özellikle Markos İncil'inde anlatılanların, dönemin büyücüleri tarafından kullanılan tekniklere çok benzemesi bu savunmayı zorlaştırır.
---
Reza’ya göre İsa, Yahudi inanç sistemine göre bir Mesih'ten beklenen şartların hiçbirini yerine getirememiştir. Mesih, İsrail'in kurtuluşunu ve Tanrı'nın Krallığı'nın gelişini getirecek kişi olarak beklenirken, İsa'nın yani bir mesihin vaad ettiği bu olaylar gerçekleşmemiştir. Romalılar Kudüs'ü yıkmış, Tapınağı kirletmiştir. İsa'nın bahsettiği Tanrı'nın Krallığı gelmemiş, İsrail'in on iki kabilesi yeniden bir araya getirilememiş ve nihayetinde Romalılar Vaat Edilen Topraklarda at koşturmaya devam etmiştir. Platinus olayında bahsettiğim çelişki burada da karşımıza çıkmıştır ve Reza bu okumayı tarihsel bir açıdan bilinçli bir yönlendirme olarak görmüştür. Nitekim, erken dönem kilisesi Eski Ahitte anlatılan mesih ile İsa olduğuna inanılan mesih’in davranışlarının uyuşmadığını fark etmiş ve İsa'yı, Yahudi İncili'ndeki geleneksel Mesih beklentilerinden farklı bir şekilde tanımlama yoluna başvurmuştur. İsa'yı peygamber, kurtarıcı ya da kral gibi basit tanımların ötesinde, bu rolleri aşan bir figür olarak sunmuşlardır. İsa, İlyas'tan (peygamber), Musa'dan (kurtarıcı) ve Davut'tan (kral) daha büyük olarak tasvir edilerek Eski Ahit ile arasına bir çizgi çekilmeye çalışılmıştır. Markos İncil'inde bile, İsa'nın Mesih olarak tanımlandığı anlarda, bu unvanı isteksizce ve geçiştirerek kabul ettiği görülmektedir, yani en azından Reza için bu böyle. Sonuç olarak, Yahudi inancında Mesih'ten beklenenleri yerine getiremeyen İsa, kilise tarafından farklı bir şekilde tanımlanmış ve Yahudi Mesihlik standartlarının dışına veya ötesine taşınmıştır.
---
Klasikleşecek son sözümüzü de yazalım ve yeni kitaplara yelken açmak üzere bu bahsi kapatalım. Kitabı okumak yerine bu uzun incelemeyi veya kendime hazırladığım bir özeti okuduğunuz için sizleri tebrik ederim. Bu incelemede emeği geçen yadigâr bilgisayarıma şükranlarımı, yer yer kullandığım yapay zekaya da teşekkürlerimi sunarım.