·288 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Eylül 2024 10:43 Ali Şeriati, "Aydın" adlı eserine Entelektüel kelimesi ile Aydın kelimesinin ayrı kavramlar olduklarını söyler. Ona göre entelektüel, bilişi ile iş yapan anlamına gelir ki bu kavram modern dünyada, iş kolları sınıflandırılırken ortaya çıkmıştır. Yani yadsıması ile anlamlandırırsak entelektüel, psikomotor becerileri (el gücü) ile değil de, bilişsel becerisi ile para kazanan demektir. Bu manada entelektüellik, bir iş kolu olarak bir çeşit bilişsel işçilikdir. Doktor, Öğretmen, Mühendis vs gibi meslek türleri bu iş kolunda emek verirler. Çiftçi, Sanayi işçisi, esnaf, maden işçisi gibi işçiler ise entelektüel iş kolunun tam tersi olarak psikomotor (el emeği) becerinin ön planda olduğu iş kollarıdır.
Aydın kavramı ise içinde yaşadığı toplumu tanıyan, onun kusurlarını ve meziyetlerini aynı oranda görebilen; hatta içinde yaşamadığı öteki toplumları dahi tanıyan, dahası insan tabiatını da aynı yetkinlik ile müşahede edebilen ve dolayısıyla insana, insanlığa ve toplumlara örnek ve önder olarak onları geliştirebilecek farkındalığa sahip zihin demektir. Teşbihen toplumun hastalığını tespit eden, sonra ona teşhis koyarak uygun tedavi yöntemini belirleyerek toplumu ve insanı iyileştiren bir toplum doktorluğudur, Aydınlık. Bir başka örnekle toplum mimarlığı da denilebilir aydın'lık için.
Ali şeriatinin bu kavram tanımlamalarından yola çıkarsak "her aydın bir entelektüel olmayabilir ancak her entelektüel de bir aydın değildir" diyerek isabetli bir yorum sunabiliriz. Zira yaşadığımız coğrafyada entelektüel olmayan fakat aydın (bilge) olan çobanlar ve fakat entelektüel olup aydın olmayan vasat nice öğretmenler, doktorlar, mühendisler mevcuttur. Yani "diploma dediğimiz şey entelektüelliğin alametidir ancak aydınlık'ın değildir" diyerek konuyu kemale taşıyalım.
Yukarıdaki tanımlardan yola çıkarak ifade ediyoruz ki eser hem entelektüel hem de aydın olan iki üstadın (Sadettin ökten ve Kemal Sayar) sohbetinden vücuda gelmiş. Dolayısıyla okuyucu, eserin muhtevasında; toplumdan insana, eğitimden sosyal ve bilişsel gelişime, insanlığın geçmişine ve geleceğine, sosyal ve psikolojik problemlerden felsefenin ve dinin toplumsal işlevine, küresel dünyada hakim paradigmadan insanın aidiyet problemine kadar bir çok tümel konuyu bulacağını tahmin edecektir. Ancak eseri türdaşlarından ayıracak olanın da bu iki aydının kemali olduğunu giriş paragrafına sığınarak biz okuyucuya ifade etmiş olalım.
Konular, keşif yolculuğunda olan her okuyucunun dikkatini zaten celbedecektir elbette, ancak bu konuların iki aydın tarafından ele alınması, eseri daha da dikkat çeker hale getiriyor bize göre. Öyleki dünya üzerinde maddi olanaklarla elde edilemeyecek bir sohbete misafir olma şansı sunuluyor bizlere.
Muhtemel bir edebiyatçı yazsa şu değerlendirmeyi şöyle betimlerdi ahvali "Sizin yaşamınızı hayat tümeli üzerinden tecrübe etmiş sizler karşılıyor eserde sizi." Ve nihayetinde şöyle eklerdi "Bu sayede bugüne yarından bakma olanağı da elde edebilirsiniz." İnanın bu son söylenen cümle "keşke bugünkü aklımla düne dönebilseydim" sitemine benzer katıksız bir tecrübeyi ifade ediyor.
Bu konularda hatırı sayılır tefekküre sahip ancak bu müşahedesini kelimeye dökemeyen bir çok aydın tanıdım. Kelam olmayınca kemal aydınlık saçamıyor. Meramlarını okumak ziyadesiyle zihnimi yordu. Fakat Kemal Sayar ve Sadettin Ökten'in hatiplik ve yazarlık vasıflarının ardında sağlam bir okuyuculuk ve dinleyicilik vasfını görmem ile onların bu pronlemi nasıl ziyadesiyle aşmış olduklarını da anladım. Dolayısıyla şöyle genel bir tespit de süzdüm bu gerçekten:
"Konuşmak için önce hakkınca dinlemek gerekiyormuş; ya da yazmak için önce hakkıyla okumak."
Velhasıl; Yazmanın önkoşuluymuş okumak...
Bunca gerekçeden sonra artık eseri neden tavsiye ettiğimiz de anlaşılmıştır herhalde. :)
Yolunuzu buradan muhakkak geçirin efendiler...