Yaşama Sanatı-Ölme Sanatı
Puan vermedi·413 syf.··
2024 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2024 15:29
Yaşama Sanatı Uzun zamandır bir kitap için inceleme yazmak içimden gelmemişti. Ta ki Beyaz Gürültü'yü okuyana kadar. İlk önce kitabı çok sevdim, baştan bunu ifade edeyim. Damağımda Elias Canetti'ye ait Körleşme kitabının tadını bıraktı. Beyaz gürültü; kelime anlamı olarak, bütün seslerin bir arada olduğu bir ses frekansı olarak tanımlanmış ve bence yazar bu eserinde gerçekten de bir çok parametreyi ve olayı bir arada harmanlayarak bize beyaz bir gürültü oluşturmuş. Yaşamın gerçekten yaşamaya değer olup olmadığı sorusunun yanıtına, Albert Camus "Ciddî bir tek felsefî mesele vardır, o da intihardır." der. Don Delillo ise bir felsefi problem olarak ölüm meselesine bu kitap ile cevaplar veriyor. 37. bölümde arkadaşı Murrey ile yaptığı konuşmada bu meseleyi masaya yatırıyor. Burada insanın gerçekten yaşadım demesi için, bazı seçeneklerden bahsediliyor. "Ölümü atlatmanın yollarından bahsettik, dedi. Bu yollardan ikisini senin zaten denemiş olduğunu, birinin diğerini nasıl iptal ettiğini konuştuk. Teknolojiye, tren enkazlarına, ölümden sonra yaşam olduğu inancına değindik. Başka yöntemler de var. Bu tip bir yaklaşımdan biraz bahsetmek istiyorum. İnanıyorum ki, Jack, dünyada i ki cins insan vardır. Öldürenler ve ölenler. Çoğumuz ölenler grubuna giriyoruz. Öldüren olmak için gereken mizaca, öfkeye ya da her ne haltsa ona sahip değiliz. Ölümün oluşmasına izin veriyoruz. Düşüp ölüyoruz. Ama öldüren olmanın nasıl bir şey olduğunu bir düşün. Teoride, bir insanı gözlerinin içine baka baka öldürmek, düşünsene ne heyecan vericidir. Eğer o ölürse, sen ölemezsin. Onu öldürmek yaşam kredisi kazanmaktır. Ne kadar fazla insan öldürürsen o kadar kredi toplarsın. Onca soykırımın, savaşın, infazın açıklaması bu işte." Bu bölüme geldiğimde, yazarın kahramanını neden Hitler enstitüsü başkanı olarak tasarladığını anladım. Ona göre Hitler yüz binlerce can alarak kendi ölümüne meydan okumuş, hatta can kazanmış biri ve Hitler enstitüsü belki de bu konuda bir misyona sahip. Ya da ben öyle düşündüm. Böyle düşünerek yazarın düşüncesinin ötesine geçerek hadsizlik etmek istemem gerçi... Hitler enstitüsünde akademisyen olan Jack bir çok evlilik yapmış, farklı evliliklerden çeşitli yaşlarda çocuklara sahip. Son eşi ise Babette. Kitabın başında aile bir huzur oluşturmuş. Ancak bu huzur niyodin T denilen bir gaz bulutu gibi bir çevre felaketi ile bozulur ilk önce. Daha fazla yaşayabilmek için bu gazdan kaçarlar. Daha sonra ölüm korkusuna kapılan Babette, Dyler denen bir ilaç kullanmaya başlar ki bu ilaca ulaşabilmek için eşini bile aldatır. Aynı ilacı yine aynı nedenle kullanmak isteyen Jack bir taraftan da "öldüren olma" hissine kapılır ve Dyler tedarikçisini öldürmek ister. Diğer taraftan yazar, ölümden korkmayan canlıların ölümün ne olduğunu bilmeyen hayvanlar ve çocuklar olduğunu da ifade eder. Kitabın sonunda kendi çocuğunun ölümden korkmadan bisiklet sürmesi ve ölüme korkusuzca gitmesi anlatılır. Tüm bu okuduklarımdan, bende bazı sorular oluştu. Bu hayatı yaşarken ben ne kadar cesurum? Kitapta da anlatıldığı gibi biz öleceğimizi bilen varlıklarız. Bu sürenin ne kadar olduğunu bilmiyoruz. Peki elimde olan bu hayatla ne yapmalıyım? Kitapta belki bunun içinde bir ipucu verilmiştir? Ne dersiniz? Bence verilmiş. Çünkü diğer enstitü ismi ne idi? Hatırlayın... Elvis enstitüsü. Yaşamı anlamlı hale getiren, yaşadığımızı hissettiren en önemli parametrelerden biri "sanat" tır. Müzik, resim, heykel, yazın sanatı vs. Yazdıklarımı bir avazda yazdım, bir solukta anlattım. Sadece hislerimi sizinle paylaşmak istedim. Bu hislerimi sizinle paylaşmasam yaşadım diyemezdim. Okuyan beğenen herkese teşekkür ederim saygılarımla müzeyyen sena izmirli
Ölmeden Önce Okunması Gerekenler
Beyaz GürültüDon Delillo · Siren Yayınları · 2018243 okunma
·
110 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.