Bir suçlunun yaşadığı en büyük pişmanlık işlediği suç mudur yoksa suçu işlemeden önce daha fazla yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayalleri midir? Kitap boyunca hep bunu düşündüm ben, "Ve yine de sefil yasalar ve sefil insanlar, ben kötü biri değildim!" satırında suçundan pişman değil ancak özgür ve masum olduğu günleri düşündüğünde yaşadığı pişmanlık suçu işlemesinden mi yoksa ölecek olmasından mı kaynaklanıyor hep merak ettim. İdam gününe yaklaştıkça zaman algısı ortadan kalkıyor karakterin. Nesnelerin dahi yerini kavrayamıyor, sürekli geçmiş anılarında dolaşıyor. Bence kitaptan çıkarılabilecek en güzel tavsiye yaşadığımız her vaktin ne kadar kıymetli oluşudur. Ölüm tarihimizi bilmeyerek yaşadığımız her an bize aynı, sıkıcı ve değersiz gelirken idam tarihini bilen bu karakter için yaşadığı her an öyle kıymetli ki, en değersiz anısını dahi hatırlamak istiyor. Geçmişe gittiği anıların birinde, "Oysa yüreğimde cenneti taşıyordum. Bütün hayatım boyunca hatırlayacağım bir akşamdı. Bütün hayatım boyunca!" diyor. Gerçekten de ölümüne günler kala hatırladığı anılarından biri oldu. Peki biz, "bütün hayatım boyunca hatırlayacağım" dediğimiz anılardan kaçını hatırlıyoruz? Muhtemelen çoğu için artık geri gelmeyecek birkaç değersiz anıdan biri olarak düşünüyoruz. Kitabı okurken ölüm tarihimi bilseydim nasıl yaşardım diye çok düşündüm. Bence yazarın da okuyucuya vermek istediği alt metinlerden biri bu soruydu. Okumaktan keyif aldığım bir kitap oldu, her okuyanın kendisine farklı bir soru soracağı bir kitap. Yaşamak güzel bir şey.