Gönderi

8/10
·592 syf.··
2024 11. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2024 21:24
İsviçreli 19. yy tarihçisi Jacob Burckhardt’ın Rönesans’a dair en önemli eserlerden sayılan ‘İtalya’da Rönesans Kültürü’ kitabını okuduğunuzda ilk düşündüğünüz şey şu oluyor: Evet bu şartlar altında Rönesans başka bir ülkede başlayamazdı. Eser bize kabaca 14-16. yüzyıllar arasında İtalya’nın genel durumunu anlatıyor. Kültürel, siyasi, askeri, hukuki, dini vs. Ve bunu yaparken diğer Avrupa ülkelerindeki durumdan da bahsediyor ve kıyaslamalar yapıyor. Tüm bu şartlar içerisinde Rönesans nasıl ortaya çıkmış, gelişmiş ve yayılmış bunu daha iyi anlıyoruz. Üstelik yazar bunu yaparken gayet objektif bir şekilde birçok birincil kaynağın ışığında gerçekleştiriyor. Bir şeyleri sentezlemek ve sonuca varmak okuyucuya bırakılmış. Eserin genel olarak detaylı bir anlatımı olduğunu söyleyebilirim. Yazar özellikle kültür başta olmak üzere dönemin birçok özelliğine değiniyor. Belki dönemin tarihini biraz bilmek; Hümanizm, Platonculuk, Eski Çağ ve özellikle Roma Tarihi, Dante, Petrarca, Boccaccio, Papalık, Floransa, Venedik gibi kavram, kişi ve yerleri bilmek kitabı daha anlaşılır kılacaktır. Şimdi biraz daha detaylı olarak eserin içeriğinden bahsedeyim. Kitap 6 temel bölümden oluşuyor. İlk bölüm ‘Sanat Eseri Olarak Devlet’ adını taşıyor. Rönesans’ın nasıl bir siyasi ortamda doğduğuna dair bir ön bilgilendirme de diyebiliriz bu bölüm için. Bu bölümde temel olarak İtalya’nın XIII-XV. yüzyıllar arasındaki siyasi durumu anlatılıyor. İtalyan şehir devletlerinin siyasi durumları, çekişmeleri, tiranlıklar, Cumhuriyetler, aileler arası güç mücadeleleri, İspanya ve Fransa müdahaleleri, Papalık ve yozlaşan dini kurumlar ilk bölümün belli başlı konuları. İkinci bölüm ‘Bireyin Gelişmesi’ başlığını taşıyor. Şöhret bu bölümde işlenen ilk başlık. Benim bu bölümü okurken en şaşırtıcı bulduğum nokta Dante’nin, Petrarca’nın, Boccaccio’nun henüz yaşamlarında İtalya’da hatta İtalya dışında çok büyük saygı görmeleri. Yazdıkları değer gören, öldüklerinde de yaşadıkları yerler bir ziyaretgah haline gelen kişiler. Yazılarıyla eserleriyle çağa yön vermeye başlıyorlar. Leon Battista Alberti, Pietro Aretino bu bölümün devamında karşılaştığımız ilgi çekici kişiler. Üçüncü Bölümün adı ‘Klasik Kültürün Yeniden Uyandırılışı.’ Bu bölüm Yunanca’dan yapılan çeviriler, bu dönemde yaşayan insanların klasik kültüre, kitaplara hayranlığı ve birçok eserin saklanması neticesinde günümüze ulaşabilmesi konularıyla başlıyor. XIV. yüzyılda Hümanizmin gelişimi, matbaanın İtalya’ya gelişi ve klasik çağ kitaplarının çoğaltılması, üniversiteler ve profesörler ve bilimsel eğitimle devam ediyor. Papa X. Leo, Mediciler, Urbino Dukası Federigo, Napoli hükümdarı Alfonso gibi hükümdarlar da bu dönemde bilimi, felsefeyi bizzat destekliyor ve himaye ediyor. Burckhardt özellikle klasik ilk çağ kültürüne verdikleri önem nedeniyle Floransalıları ayrı tutuyor. Hitabet ve hatipler, tarih yazıcılığı ve Latince şiirler ve XVI. yüzyılda hümanistlerin düşüşü bu bölümün ana konuları. Dördüncü Bölüm ‘Dünyanın ve İnsanın Keşfi’ başlığını taşıyor. Bu bölüm haklı olarak bir İtalya ve İtalyan güzellemesiyle başlıyor. Yazar, Doğa Bilimleri, Matematik, Coğrafya, Astronomi, Botanik, Zooloji gibi bilimlerde İtalyanların öncülüğünden bahsediyor. Yetiştirdiği isimleri kısaca anıp, bu noktada hükümdarların da girişimlerinden ve desteklerinden bahsediyor. Yazar pek haksız da sayılmaz. Leonardo Da Vinci, Paolo Toscanelli, büyük kaşif Kristof Kolomb adı geçenlerden sadece üçü. Yazarımız doğa manzaralarındaki güzelliğin de İtalyanlar tarafından keşfedildiğini ve bu dönemde eserlerde sıkça tasvir edildiğini, birçok sanatçının bundan ilham aldığını belirtiyor. Biyografi, otobiyografi, şehir tasvirleri ve bireyciliğin İtalya’da ne kadar gelişmiş olduğunu okuyoruz devamında. Firenzuola’nın güzellik tanımı ise tırnakların bile nasıl olması gerektiğine değiniyor. Beşinci Bölüm ‘Toplantılar ve Şenlikler’. İtalya’da hümanizmin etkisiyle artık soylu bir ailenin çocuğu olarak doğmak insani değerler açısından bir ölçü olarak kabul edilmemeye başlıyor. Feodal düzenin egemen olduğu diğer toplumlarda ise sınıfsallık sürüyor. Üstelik yeni dünyanın keşfi ile bu durum daha da derinleşecek. Dil, spor, müzik, kadınlar ve kadın erkek eşitliği ile devam eden bölüm zafer geçitleri, karnavallar ve şenliklerle sona eriyor. Son bölüm ‘Ahlak, Görenek ve Din’ adını taşıyor. Şeref duygusu, intikam alma, evlilik, kadının ahlak durumu, cinayetler ve ahlakiliğin bireysellikle ilişkisini anlatmakla başlayan bölüm, günlük hayatta din, dini hoşgörü, klasik ilkçağ kültürünün dini inanışlar üzerindeki etkisi, klasik çağa ait ve yeni batıl inanışların birbirine karışması, astroloji, falcılık, büyücülük, cadılar ve ruhun ölümsüzlüğü üzerine yapılan tartışmalara değiniyor. Genel olarak güzel ve epey bilgi yüklü bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Zevkli okumalar.
İtalya'da Rönesans KültürüJacob Burckhardt · Okuyan Us Yayınları · 201053 okunma
·
71 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.