Kemalizm'de, sosyalizm etkisi.
Puan vermedi·128 syf.··
2024 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Eylül 2024 11:53
Kemalizm bir felsefe veya bir teori miydi sorusuna şu cevabı verebiliriz: Atatürk ve arkadaşları, "Ke­malist felsefe", "Kemalist teori" gibi nitelemelerden kaçındılar. Atatürk, Kemalizmi bir "felsefe" veya bir "ideoloji" veya bir "teori" olarak değil, "Türk Devriminin yaptığı işlerin toplamı" olarak tanımladı. Çünkü Kemalizm diye bir felsefe yoktur, Kemalizm di­ye adlandırılan bir ideoloji de yoktur. Ama o "işler"in, yani o dev­rimci pratiğin kuşkusuz bir felsefesi, bir dünya görüşü, bir ideolo­jisi vardı. Evet, Kemalizm, Atatürk'ün deyişiyle bir "uygulama"dır, bir "yürüyüş"tür, o nedenle "yol" diye tanmlanmıştır. O yolun kuşku­suz bir yol göstericisi vardır. Atatürk, o yol göstericinin bilim oldu­ğunu açıklayarak, Materyalist bir felsefeye sahip olduğunu belirlemiştir. Daha 23 yaşındayken, 1904 yılında not defterine, "Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı" diye yazmıştır. Bu maddeyi anlama çabası, aslında Atatürk'ün bütün esasıdır. Kemalist Devrim, Osmanlı Devletini yıktı, emperyalizme karşı tarihin ilk başarılı kurtuluş savaşını verdi; 1930'ların devletçi ve planlı ekonomi uygulamasıyla bir kalkınma modeli kurdu ve bu pratiklerden geçerek evrensel düzlemde Mazlum Milletlerin öncü konumundaki yerini belirginleştirdi. İşte bu tarihsel pratik, Kemalizmin tanımını da belirler: Kema­lizm, Türkiye'nin 19. yüzyılın ikinci yarısında başlayan milli de­mokratik devriminin İstiklal Savaşı ve Cumhuriyet'in inşası döne­mindeki pratiğidir. Kemalizmi uluslararası alandaki yerine oturtacak olursak, bir yönüyle Batı'ya göre gecikmiş bir burjuva demokratik devrimdi. Ancak Kemalist Devrime Ezilen Dünyadan bakacak olursak, bir öncü devrim saptamasında bulunuruz. Türkiye'nin milli demokratik devrimi, kapitalizmin yükseliş ça­ğında değil, çürümeye başladığı dönemde, yani emperyalizm aşa­masında, Ezilen Dünyanın en ileri ülkelerinden birinde yaşandı. Bu nedenle Kemalizmin içeriğini, emperyalizme karşı kurtuluş müca­delesi belirledi. Bu mücadele, İstiklâl Savaşıyla sınırlı değildir. Türkiye, 18. yüzyıldan beri dış ticaret çağındaki yayılmacı kapita­lizme ve emperyalizme karşı savaşıyordu. Türkiye, burjuva demok­ratik devrimi, dünya burjuvazisine rağmen gerçekleştirmek duru­mundaydı. Ezilen Dünyada bağımsız bir milli devlet ve çağdaş bir millet, Batının gelişmiş kapitalist ülkelerindeki gibi, bireysel çıka­n esas itici güç sayan liberalizmle kurulamazdı. Bu nedenle Kema­lizm, Türk Devriminin daha önce belirginleşmiş halkçı geleneğin­den beslenerek ve Sovyet Devriminin kamucu karakterinden etklenerek, demokratik devrim pratiğini halkçı-devletçi bir rotaya oturttu ve Ezilen Dünya ülkelerine esin veren bir model üretti. Daha sonra 19. yüzyılın sonlarına doğru belirginleşen Türk Devriminin mil­liyetçiliği, o tarihlerde tekelci aşamaya varan İngiliz ve Fransızla­rınki gibi emperyalist değil, bağımsızlıkçıydı ve diğer milletlerle uyum içinde yaşamayı öngörüyordu; bireyci değil, toplumcuydu (halkçı); özel çıkarcı değil, kamucuydu; merkezkaç eğilimli değil, merkeziyetçi idi. * * * Kamalist Devrimciler dine bakışını Fransız Devrimi'nden esinlendiler mi? Büyük Fransız Devrimi, Hıristiyanlıkla hesaplaşırken, yeni ve evrensel bir "Devrim Dini"ni getirme girişiminde bulundu. 1790'dan başlayarak, yavaş yavaş devrimci bir ibadet belirmişti. Allahın yerini akıl almıştı, akla tapılıyordu. Hıristiyanlığı günlük hayatın dışına çıkarmak için kabul edilen 5 Kasım 1793 tarihli Ka­rarname'yi halka sunan devrim sözcüsü şöyle diyordu: "Fransız milletini temsil etmeye layık olan sizler tahtından in­dirilen batıl inançların kalıntıları üstünde biricik evrensel dini kuracaksınız. Bu dinin . . . biricik inancı eşitliktir." Kemalist Devrim, 17. ve 18 . yüzyıl materyalist filozofları arasında, Voltaire gibi yara­dancı filozofları değil, Holbach gibi dinlere karşı temelden tavır alanları benimsedi. Siyaset teorisinde ise, Montesquie gibi Meşru­tiyetçileri değil, Jean-Jacques Rousseau gibi devrimcileri yeğledi. Kemalist Devrim, felsefede, Genç Türk hareketinin İslamcılıkla uz­laşmasını köktenci materyalist bir tavırla arkada bırakmıştır. Kema­list Devrim, 1924 yılından sonra, Genç Türk Devriminin ötesine geçerek, dine dinin dışından, bilimin mevzilerinden bakabilmiştir. Siyasetteki sıçrama ise, Meşrutiyet mirasından Cumhuriyete doğrudur. Bu olgular, Kemalizmin kendinden önceki hürriyet hareketini, olduğu gibi düz bir çizgide değil, devrimle aşarak devam ettirdiği­ni gösterir. Kemalizm aynı zamanda, sultanlığı, halife­liği, tekke ve zaviyeleri, yani Ortaçağ sınıflarını sahip oldukları mülklere el koyarak tasfiye etmiştir. Yani Ortaçağa karşı bir sınıf mücadelesi yürütmüştür. Bu sınıfların ideolojik ve kültürel kurum­larına da, dünya tarihinde az rastlanır türden ağır darbeler indirmiş­tir. Ancak Cumhuriyetin kılıcını çekip, onların temelindeki toprak ağalığının bağrına saplayamamıştır. Eğitimin, bilimin ve özellikle yasaların dönüştürücü gücünü kararlılıkla kullanmış, ancak bunu Ortaçağ ilişkilerini toplum hayatının her kesiminden temizlemeyi hedefleyen köklü bir toplumsal-ekonomik programla birlikte yürü­tememiştir. * * * Kemalizm'in Altı Ok'u ise milli demokratik devrim programıydı. Hedef alına­cak sınıflar beliydi. Toplum, bu aşamada emperyalizmden ve Orta-çağ ilişkilerini temsil eden ağalık, beylik ve şeyhlikten kurtulacak­tı. Bu yönde dünya ölçeğinde önemli işler yapıldı. Ancak Ata­türk'ün ömrü, toprak ağalığını kökten tasfiyesine yetmedi. Son yıllarda yaptığı Meclisi açış konuşmalarında sürekli çiftçiyi toprak­landırma görevini vurgulaması önemliydi. Kemalist Devrimin ta­mamlanmadığını gösteren açıklamalardır bunlar. Altı Ok'un devletçilik, halkçılık ve devrimcilik okları: Altı Ok, Kemalist Devrimin programını özetler. Hedef, saltanatın yıkılarak cumhuriyetin kurulması, milli hakimiyet sistemine dayanan milli devletin inşası ve sağlamlaştırılması, halkçı bir yönetim, Ortaçağ'ın prangalarından kurtarılarak aydınlanmış bir toplum ve devletçilik­le başarılan planlı bir kalkınma idi. Milli demokratik devrim olarak özetlenebilecek bu program, burjuva demokratik devrimlerin kop­yası değildi. Ferdiyetçilik ve liberalizm reddedildi; onun yerine, 1930'larda Sovyetler Birliği'nden esinlenilen kamu ağırlıklı bir ekonomi inşa edildi. Dünyada Sovyetler Birliği'nden sonra plan ya­pan ikinci ülke, Türkiye oldu. Batılıların 1930'larda "Türk mucize­si" adını verdikleri büyük ekonomik atılım böyle gerçekleştirildi. 1930'ların dünyasında en hızlı ekonomik gelişmeyi gerçekleştiren ilk iki ülke, sırasıyla Sovyetler Birliği ve Türkiye idi. Bu nedenle­dir ki, Tansu Çiller, 1990'lı yıllarda, Türkiye için "Son sosyalist ül­ke" nitelemesinde bulunuyordu. Özelleştirme, bu "son sosyalist" sistemi yıkmayı amaçlıyordu. * * * Son olarak, Kemalist Devrimin tasfiyesine Kemalist Devrimciler içinden 27 Mayıs dışın­da kuvvetli bir direnmenin çıkmayışı, hatta devrime önderlik eden CHP'nin Batı sistemi tarafından denetim altına alınması, Kemaliz­min felsefede, teoride Türkiye de siyaseten savunulmayışı ve karşı devrimciler tarafından provakatif şekilde halkın duygularıyla oynayıp ekarte edilmesi ile Türkiye bugünün kapitalist sömürgeci bataklığına gömülmüştür.
Alıntı
Kemalizmin Felsefesi ve KaynaklarıDoğu Perinçek · Kaynak Yayınları · 201456 okunma
·
101 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.