Gönderi

10/10
·216 syf.··
2024 35. kitabı
Yazar, daha önceki eserlerinde -"Türkçe Off ve Dedim:Ah!"- olduğu gibi bu kitabında da Türkçenin doğru kullanımı ve dil bilinci konularını ele alıyor. Kitaptan hareketle Türkçenin bugünkü durumu, diğer dillerle karşılaştırılması ve Osmanlı Türkçesinin -Osmanlıca değil- bir devamı niteliğinde olması konuya bir hayli ehemmiyet (önem) kazandırıyor. Bu önemli konuyla ilgili olarak: Dilimize yerleşmiş bazı Arapça ve Farsça sözcükler bize mal olmuştur ve artık bizimdir: merdiven, sehpa, bakkal, kalem gibi. Ama bazı Arapça ve Farsça sözcükler vardır ki bunlar zorlamadır, dilimizde zaten karşılığı vardır ve kullanımı gereksizdir ya da özentilikten ibarettir: dikkatini celbetmek, iktifa etmek, müteakip, maarif gibi. Bir diğer konu ise Harf Devrimi. Çinliler Çin, Japonlar da Japon alfabesini kullanırken bizim Arap harflerini terk etmemiz aynı kefeye konuluyor. Uygur ya da Göktürk alfabesini terk etseydik karşılaştırma doğru olurdu ama bu durumda doğru değil. Arap alfabesi, İslamiyet'in kabulüyle birlikte uzun yıllar Türkler tarafından kullanılmıştır. Harf Devrimi, sanıldığının aksine Cumhuriyet Dönemi'nde değil Osmanlı'nın son yıllarında yapılmak istenmiş ama gerçekleşmemiştir. Ve yanlış bilinen ya da çarpıtılıp duyar kasılan bir diğer konu ise insanlarımızın bir gecede cahil kaldığıdır. Osmanlı'da %1 bile olmayan kadın okuma-yazma oranı ve %10'a ancak çıkabilen erkek okuma-yazma oranı bilinirse insanlarımızın zaten okuma ve yazma konusunda bir hayli yetersiz olduğu akıl sahipleri tarafından kolayca anlaşılır. Arap alfabesi, Türk dilinin ses özelliklerini tam olarak yansıtamadığından ve el yazmalarında ciddi bir anlaşılmazlığın oluşması sonucunda terk edilmiş; yerine çeşitli sesler eklenip çıkarılarak Latin kökenli Türk alfabesi kabul edilmiştir. Ayrıca alfabe öğrenmek, dil öğrenmek sanıldığı kadar zor değildir. İsteyen kısa bir süre içinde istediği dili öğrenebilir, buna tabii ki Arapça da dahildir. Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer konu ise dilimizi sadece Arapça ve Farsçanın etskinden değil en az onlar kadar İngilizce ve Fransızca gibi dillerin etkisinden de korumanın gerekliliğidir. Gelişen teknolojiyle birlikte etkisinde kaldığımız İngilizce gün geçtikçe dilimizi yozlaştırmaktadır. Dışarıdan gelen bu sözcükleri değiştirmeden aynı şekliyle kabul edip kullanmamız bu yozlaşmanın ana sebebidir. Türkçe yeni sözcükler türetmeye elverişlidir. Yapmamız gereken, o sözcük daha sınır kapımızdan içeri girerken dilimizdeki karşılığını bulup kullanıma sunmaktır. #ÖnceTürkçe
Ama Önce Türkçe!Feyza Hepçilingirler · Sia Yayınları · 202317 okunma
·
113 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.