Kitabın sonlarında karakterlerden birisi; "Bazen gerçek, her şeyden daha çok acıtır." diyor. Bazı kurgularda, bu sırlar açığa çıkmasa mıydı diye düşünüyorum ben de. Ama bu kurguda değil. Gerçeklere ihtiyaç duyulan durumlar var. Yola devam edebilmek ve iyileşebilmek için. Kurgusu ve anlatım tarzı ile merakla okuduğum ve keyif aldığım bir kitap oldu.
Helen ve George, yeni başlangıçlar için kırsalda bir kasabaya taşınıyorlar. Kasaba hayatı genel olarak insanların birbirini tanıdığı ve yeni taşınanları da coşkuyla karşıladığı bir yaşam olarak anlatılır. Ama Cornwall'da durum farklı. Satın alma işlemlerini George'un hallettiği ev yıllardır boş ve harap halde. Üstelik kasabalılar o evin adını duyunca çok soğuk davranıyor çiftimize. Helen neler olduğunu anlamaya çalışıyor ki bir yandan da bu kasvetli ev tuhaf bir şekilde geçmişinin bir parçası gibi tanıdık geliyor. Üstelik eşinin kendinden sakladığı sırlar olduğunu farkediyor. Biz tam da George'a dair şüphelere kapılmışken, yazar onun bakış açısına geçiyor. Şimdi George'tan dinliyoruz neler olduğunu.
Kurgu bu düzende, sorularınıza cevap verip, yeni sorular ve şüpheler ekleyecek şekilde bir karakterden diğerinin bakış açısına geçerek anlatılıyor. Geçmişte ve günümüzde olayların merkezinde olan dört kişiden dinliyoruz yaşananları. Bu da kurguda dağınıklık yerine keyifli bir tempo katıyor akışa. Ben yazarın tarzını beğendim. Ortaya çıkan sırları da tam olarak tahmin edebildiğimi söyleyemem. Şaşırtıcı ve zaman zaman da gerilimli bir okuma oldu benim için. Kesinlikle tavsiyemdir.