399 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Yıllar önce amatörce yazılmış halini okuyarak sevdiğim, gerçekten ama gerçekten sevdiğim, bir kitaptı BFKS. Kitap olmasını o zaman da çok istemiş hatta yazarından izin alarak ikimiz için matbaada bastırıp bir de imzalaması için zorlamıştım. Yıllar sonra -herhalde 6 yıl olmuştur- kitap halini, bu güzel kapak ve daha da anlamlı bir imza ile elime almak paha biçilemez. Kitabı elime alır almaz içim mutlulukla doldu ve her şeyi bırakıp tekrar okumaya başladım ki okumaya gerçekten ihtiyacım varmış.

Özellikle kitabın ilk bölümleri sizi sizden alacak, böyle düşünüyorum. Tabii siz "chicklit" türünü ve samimi hisler aşılayan kitapları seviyorsanız bu tavsiyeyi geçerli saymalısınız. Çünkü kitap sıradan bir aşk hikayesinden ziyade tamamen türün hakkını veren ve Yeliz'in yaşadıkları, komik ruh hali, iç sesleri üzerinden ilerleyen bir kitap. Ülkemizde -ne yazık ki- başarılı bir örneğini bırakın türün temsilciliğini üstlenen biri bile yokken ben bu kadar yeni bir kalemin böyle güzel bir kitap yazmasının haklı mutluluğunu hissetmedim değil.

Yeliz epeyce bizden bir karakter. Ne yapmacık ne abartılı ne kafasının içinde eksik bir organ varmış gibi sizi düşündüren bir kadın. Artıları ve eksileriyle, en doğal sesiyle size büyük bir sırrını anlatıyor. Arada küçük sırları da yok değil. Onun tabiriyle, şşt, aramızda.

Yeliz'in gözünden ailesine ve arkadaşlarına bakmak, iş yerini ve oradaki rekabet ortamını okumak beni gerçekten hep etkilemiştir. Şu aile içinde çocuk kayırma ama bunu inkar etme durumunu bilirsiniz, işte onu inanılmaz bir şekilde eleştiriyor olması benim çok hoşuma gidiyor. Biliyorsunuz ki çoğunlukla kayrılan çocuk erkek evlattır. İşte o istediğini yapar, erkektir ya da ne bileyim o oturup televizyon izlerken sen gidip ona yemek hazırlarsın tarzı şeyler. Ama bunun yanında bir de kız kardeşler ya da büyük - küçük arasında yaşanan versiyonu da yok değil. O daha küçük, o daha çocuk, sen büyüksün alttan al, ablan o senin tarzı şeyler. Her ailede vardır demiyorum tabii ama çevrenizde bunun naçizane örneklerine şahit olduğunuzdan eminim. Burcu Ekin, kitabında buna da çok güzel değiniyor ki benim için en güzel mesajlardan biri de budur.

Ve gelelim Doruk'a... Ah Doruk, seni ne kadar az okuduk ama ne çok sevdik?

Samimiyetle söylüyorum, böylesi erkek karakter kitaplarda bile zor bulunur. O kadar normal ki gözlerimi yaşartıyor. O kadar samimi ve sıradan bir karakter ki görünüşü üzerine yazarımızın özellikle vurguladığı detaylar olmasa hiç abartılı bir yönü olmadığını söyleyebiliriz -bir taş mıydı o, ne? Yok canım, şaka.- Gerçekten seviyorum Doruk Yönel'i ve onun kağıttan uçaklarını kitaplarımın arasında saklamak istiyorum.

Anlayacağınız ben kitabı ikinci kez okurken de çok sevdim, çok güldüm, çok duygulandım ve çok mutlu oldum.

Kitapla ilgili ufak bir eleştirim var o da finale yakın birkaç bölüm içinde modunun biraz düşmesi ve bazı noktalarda kahraman anlatıcının geliştirilmeye ihtiyaç duyması ama bunlar dışında sevmediğim ya da rahatsız olduğum bir şey hatırlamıyorum. Gönül rahatlığı ile -yaş aralığı dahi belirtmeden- tavsiye ediyor, size kağıttan uçak dolusu sevgiler gönderiyorum. -Böyle de alıntı yaparlar, iyi akşamlar!