Bu sabah bitirdim. Kitabın sonuna geldiğimde Fazıl'a öyle kızdım ki birkaç saat etkisini üzerimden atamadım. Yer yer gözlerim doldu. Neresinden başlayayım nasıl anlatayım bilmiyorum. Birden fazla duyguyu aynı anda hissediyorum.
Ahmet Altan, kalemini sevdiğim bir yazar. Anlatılmak isteneni çok yormadan ama ustalıkla anlatmış. Betimlemeleri öyle şiirsel ki yazarın gözlem gücüne, şairane bir şekilde tasvir ettiği insanlara, mekanlara, durumlara, dile getirdiği duygulara hayran kalmamak işten değil. Uzun zamandır böyle elimden düşürmeden kısa sürede bitirdiğim, bir sonraki bölümü merak edip bir bölüm daha okuyayım diye diye sonuna geldiğim bir kitap olmamıştı. Çok fazla dallanıp budaklanmadan, sınırlı bir mekanda ve sade bir anlatımla ancak bu kadar derin işlenebilir.
Tarih bilgim çok iyi değildir ancak okudukça gördüm ki yoksulluk aynı yoksulluk, çekilen acı aynı acı... İnsanların kaçak göçek yaşamak zorunda bırakıldığı, düşüncelerini özgürce ifade edemedikleri bir dönemde kısıtlı imkanlarıyla bir şekilde var olma mücadelelerine tanık oluyorsunuz.
Ana karakterlerimiz Hayat hanım, Fazıl ve Sıla ise ilginç bir aşk üçgeninde çıkıyor karşımıza. Her bir karakterin ruh halleri öyle güzel ele alınıyor ki gerçekten hepsiyle ayrı ayrı empati kuruyor, yakın bir arkadaşınızmış gibi dinliyor, anlıyor, hak veriyorsunuz. Uzaktan baktığınızda belki yargılayacağınız insanlar için üzülüyor belki ağlıyorsunuz.
Aldığı ödülleri hak eden bir metin olduğunu düşünüyorum. Daha çok şey yazılır, söylenir ama çok yeni bittiği için bu kadar toparlayabildim :)