Gönderi

"Ortaçağ" kavramı ve onun getirdiği sorunlar
7/10
·162 syf.··
2024 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2024 23:52
Kitabın konusu "İslam'ın Ortaçağı" ifadesinin muğlaklığı, ve "ortaçağ" ifadesinin yüklü olduğu anlamlar sebebiyle tarih anlatımında bazı sorunlar oluşturması. "İslami Ortaçağ" kavramı kitap içerisinde bir arkaplan düşüncesi olarak ele alınıyor ve daha çok "Ortaçağ" kavramı üzerinde duruluyor. Akademik bir içeriğe sahip olduğu için her okuyucuya hitap etmeyebilir. Kitapla ilgili incelememi paylaşayım. Kitapta 4 ana başlık bulunmakta: 1. Ortaçağ kavramının neden olduğu tarih anlayışımızda yarattığı hasarın bilançosunu ortaya koymak 2. Aynı çağ içerisinde Avrupa ve Batı Asya coğrafyalarında yaşanan farklı 26 gelişmeleri karşılaştırmak 3. Anlamlı bir çağ dönemlendirmenin nasıl yapılacağına dair değendirmeler 4. Bir kıyaslama olarak İslam'ın "altın çağı" Öncelikle "Orta Çağ" ifadesinin kullanımı yalnızca geçmişteki bir tarih aralığını değil, esasında Avrupa merkezli bir tarih anlayışına hizmet ettiğini ve dolaylı olarak tarih anlayışımızı yıkıma uğrattığını savunuyor. Avrupa merkezli bir tarih anlayışı temel olarak ortaçağı aydınlanma öncesi olarak isimlendirir. Eğer ki bir aydınlanmadan söz ediyorsak, bunun öncesinde insan topluluklarının olgunlaşmamış bir önceki hali olmalıdır. "Ortaçağ" tam olarak burada kullanılır, ve gerici olarak ifade edilmek istenen pek çok şey bu söz ile yaftalanabilir ve yaftalanmaktadır da. Kelimenin bir tarih çağını niteleyen bir sözden çıkıp nasıl da günlük söylemlerimizde dahi "Bu da ne, ortaçağda mı yaşıyoruz?" veya "Yıl olmuş 2024, hala bunlar mı var?" nasıl da kullanıldığını düşünebiliriz. Günlük kullanımını bir yana bırakacak olursak, tarihi anlamak konusunda bu kelime bize yardımcı mı oluyor, yoksa tarih algımızda oyunlar mı oynuyor? Öncelikle "orta çağ" tam olarak belirli bir çağ değildir, çünkü "Antik Çağ" ile "Yeni Çağ" arasında bulunan, sınırları tam olarak net olmayan bir çağdır. Teknik olarak olarak 500 ile 1500 yılları arasındaki Avrupa'daki gerilemeyi temsil eder. Fakat kendi anlamını aşarak, yanlış bir kullanımla aynı çağdaki diğer coğrafyaları nitelendirmek için de kullanılır, ve sorun tam olarak burada başlar. Çünkü aynı çağda farklı coğrafyalarda yaşanan farklı gelişmeler vardır. Tam olarak bu yüzden "Orta Çağ" aslında muğlaklık içeren ve özünde yerel olan bir çağ sınıflandırmasıdır. Bunun tüm coğrafyalar için geçerli olduğu düşüncesi ise bizi tarihi anlamak ve sınıflandırmak konusunda yanlışlara götürür. Özellikle bu görüşün literatürde ana görüş haline gelmesi Avrupa-merkezli tarih anlayışına ve Yeni Çağ ile birlikte gelen sömürgeciliğe hizmet etmekte. Çünkü söz gelimi "geri" kalmış bir toplum, daha gelişmiş bir toplum tarafından medenileştirmesi gerekir. Kendi bir yorumum olarak, bu görüşün, toplumların tarih anlayışlarını yıkan ve kendi kültürlerinden uzaklaştıran tehlikeli bir anlatım olduğunu düşünüyorum. Kitabın adında geçen "İslam'ın Ortaçağı" kavramı, "Ortaçağ" kavramından daha muğlaktır. Çünkü "Ortaçağ" olarak sınıflandırılan yıllar arasında, İslam ülkelerinde Avrupa'daki gibi bir gerileme söz konusu değildir; bilakis kültürel ve ekonomik olarak pek çok farklı alanda gelişmeler yaşanmıştır. Dolayısıyla İslam'ın Ortaçağı kavramı, Avrupa merkezli bir tarih anlayışı içerisinde İslam'ın tarihine olan bakışımızı baltamakta, ve çoğunlukla medya/yazarlar tarafından karalamak amacıyla kullanılabilmektedir. Yazar, "ortaçağ" kavramını bu muğlaklığı, yargı içermesi ve tarihi açıklamayı zorlaştırdığından dolayı bu kavramın kullanılmaması gerektiğini, istenilse de bu kelimeye yüklenen bu çarpık anlamın değiştirilemeyeceğini ifade ediyor ve daha iyi bir çağ sınıflandırmasının mümkün olduğunu ifade ederek bitiriyor.
Neden İslam’ın Orta Çağı Yoktu ?Thomas Bauer · Runik Kitap · 2021299 okunma
··
182 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.