·302 syf.····Okunma: 02 Ekim 2024 16:55 #KitapYorum
#Okudum
#FGKYayınları
#DividiminUcunda_3_ŞiirlerimÖykülerimAntolojiSinemizdenHareler
#302Sayfa
Merhaba arkadaşlar,
Bugün karşınıza "FGK YAYINLARINDAN" çıkan edebiyata gönül vermiş, yirmi altı şair ve yazarın öykü ve şiirlerinin bulunduğu Dividimin Ucunda_3 ŞİİRLERİM / ÖYKÜLERİM Antoloji SİNEMİZDEN HÂRELER kitabıyla geldim. Daha önce DİVİDİMİN UCUNDA _1_ İlk Damlayı ve Yarenleri tanıtmıştım. Şimdi üçüncüsüyle karşınızdayım. Bu seriler benim için çok kıymetli. Zira bu yol hikâyesinde benim de iki denemem bulunuyor. Bu anlamda müthiş mutlu ve onurluyum. Sevgili Filiz Gökdemir Hocam'a çok teşekkür ederim. Bana inandığı ve güvendiği için.
Çok sevgili okur;
Antolojilerin önceden içimde bu kadar yer edebileceğine, etkisi altına alabileceğine çok inanmazdım. Ta ki DİVİDİMİN UCUNDA serilerini okumayana dek. Belki de mahir el Filiz Hocamın uzun emek ve üstün gayretlerinin sonucuna yakından eşlik etmem, vakıf olmama sebep. İnanın meşekkatlerin en değerlisi antoloji kitapları. Ben bunu biraz kimyagerlere benzetiyorum. Nasıl mı? Parfüm üreten koku uzmanları gibi. O muazzam kokuları meydana getirmek için bilmem hangi ormanlarda, kaçıncı ayda, coğrafyasının uygunluğuna, iklimine, araştırılan çiçeklerin, baharatların, odunsu rayihaların eşliğine bakılır. Zaman cetveliyle özenli takiple o minik şişelere damıtılmış nefis kokular dolar. Belki kilolarca çiçekten azıcık parfümler elde edilir. İşte antolojilerde bu hassas çalışmanın edebi türlerindendir. Bakın; Yunanca'daki anthos (çiçek) ile legein (toplamak) kelimelerinden türemiştir antoloji. İlk antolojileri Antik Yunanlar derlemişler. Yani seçili yazar ve şairlerimiz mis gibi kokularını bizim için sayfalara bırakmışlar. 🪻
Şimdi hep birlikte bu kokuları duyumsayalım:
İlk sayfa Filiz Gökdemir Köşker Hocama ait. "KALDIRIMLAR" şiiri canları hunharca alınan ve eziyet gören tüm kadınlarımıza ithaf edilmiş. "Saçları kırbaç oldu, şakladı rüzgarından. Bir isyankâr ağıt dudağının izdüşümünde. Anasonlu parfümü esti ardından. Gözyaşına kaldırımlar ağladı." diyerek hüzünlü bir koku bırakıyor.
Ali Eker Korona günlerinin parmaklı demirlerinden umut var bir özlemle bize selam veriyor. Ardında özgürlüğün kokusunu bırakıyor.
Aydan Yıldız Güneş, bayramı bayram ediyor. Ahmet için Annesi Ayşe’nin bir parça et yedirmesinin mücadeleli öyküsünde insanlığı vicdanıyla baş başa bırakıyor. Yoksulluğun kokusu esiyor sayfalarda.
Bahri Karapıçak Hocam, insanlığı, hayatı kendi tecrübe ve bilgisinde: "Birer numaralı iki gözlüğüm vardı; biri maziyi, diğeri atiyi gösteriyordu" diyor. Hesaplar kapanıyor. İnsanlığın keskin kokusunu bırakıyor.
Emirhan Batır şiirinde, "Ne ölümler gördü bu dünya. Ama sana olan aşkımdan öldüğüm kadar kimse ölmedi bu dünyada."diyerek aşk'ın kokusunu bırakıyor ardında.
Fatoş Gökdemir şiirinde,"Gözümde yaşlar kalbimde sızı, Ne arayan ne soran var bu talihsizi, Hani nerede? Bana dostum diyenler. Düştüğüm anda hepsi bir bir gittiler. Diyerek vefanın kokusunu bırakıyor.
Gürkan Baykal, Halide'ye sevgiliye sesleniyor:" Hiçbir şey anlatıldığı gibi değil, Halide. Her şey yaşandığı gibi. Gecenin kursağında saklı kalan düşler." diyerek papatya kokusunu bırakıyor sayfalara.
Hanifi Noyaner, torunu Talia Karen'e, " Kupkuru bir çöldü yüreğim, Sen geldin yeşerdi çölüm. Tatlı bir rüzgar ela gözlü yağmur" diyerek bebek kokusu bırakıyor.
Hatice Gülsüm Demircan, depremden sonra Adıyamanı, belki de Acıyamanı anlatıyor. Vita yağı kutularını, güveni, dostluğu, komşuluğu, insanlığı bir demet şiir ve öyküsüyle yüreklere nakşediyor. Tütün, hasret ve reyhan kokukularını bırakıyor sayfalara.
Hatice Yatkın Yetişen, şiirinde " İstanbul bir kadındı.. Kadın İstanbul. Kız Kulesi yakasında, değerli bir broş. Boğaz Köprüsü uzun, saçlarına taç olmuştu. Diyerek, hanımeli kokusunu bırakıyor.
Ben deniz perdede bir sökük buldum. Çocukluğumu o dürbünden izledim. Çilek, kayısı, kirazları avuçlarıma doldurdum. Meyve kokuları bıraktım yüreklerde.
İlhan Gürgenburan, sevgiliye mektuplar bıraktı sayfalarca. "Sen gitsen de benden, ben seninle birlikte olacağım ömrümün sonuna kadar", diyerek hasret kokusu bırakıyor.
Leyla Özdemir, son vedasını ediyor. "Ne hallere düştüm. Hayatıma küstüm. Kendimce sustum yalnız dertlerimle." diyerek keder kokusunu bırakıyor.
Lütfi Şahin Hocamız, arkadaşlığıı, dostluğu, gururu, sevgiyi Gül ve Diken öyküsüyle anlatıyor. Sayfalara gül kokusu siniyor.
Merve Kılıç Azra'nın ağabeyine ağıtını, yasını anlatıyor. Boğulan hayatları bir güvercinin göz yaşına saklıyor. Özlemin ve hasretin kokusunu bırakıyor yitik kalplere.
Nihat Öztürk, sevgiliye sesleniyor. "Tellerine yel değmesin istemem, Saçlarını örten türban olayım. Ellerine el değmesin istemem. Eğnine giydiğin urban olayım."diyerek hasret limanına demir atıyor. Aşkın kokusunu bırakıyor.
Ramazan Akgüneş,"Gelsen taşlaşmış kalbimi senin için oyardım, Ve inan bana Kefenin cebi olsa, Oraya resmini koyardım." diye sevgiliye sesleniyor. Cümle duygulardan demetlerce kır çiçeklerini sayfalara bırakıyor.
Sebahat Akdemir, İçimdeki Sen isimli polisiye kurguda sizi heyecandan heyecana soluksuz bırakıyor. Denizlerin kokusunda kalplere serinlik bırakıyor.
Sedat Teber şiirinde, "Avazım çıktığı kadar ANNEM diyemedim" diye tüm annelere sesleniyor. Anne avuçlarında merhametin kokusunu bırakıyor sayfalara.
Selman Bilgili, şiirinde; "Anneanne firkatin tozlu hazan yaprağı, Bir ağustos gecesi zemheri çekmek neymiş, Yumuşak ama soğuk ellerini son defa, Tutarak öptüğümde öğretti inan bana." Diyerek ölümün hüzün kokulu nefesini bırakıyor sayfalara.
Sema Salihoğlu, şiirinde; "Memleketime benzeyen, Coğrafyalarda, Yürüyormuşum gibi, Ne yöne baksam, Aklımdasın..." diyerek özlem kokusunu bırakıyor sayfalara.
Serdar Kuş Hocamız memleket kokusunda Yaşar Kemal’in köyü Hemite'ye götürüyor bizi. Geride kalanlara da notunu düşüyor: "O iyi insanlar o güzel atlara binip geri gelecekler"...
Turgay Coşkun şiirinde, "Seyyah olup gezdim yalan dünyayı, Karanlık çökmeden bir nur dilendim. Görüp unuttuğum en son rüyayı, Anlattım sema'ya yağmur dilendim" diyor toprak kokusunda.
Tülay Demir şiirinde Şehit İhsan'a sesleniyor, " Sisli puslu bir Ekim günüydü. Yağmur yağmakta kararsız, Sanki hüzün yüklüydü." diyerek hüznün kokusunda gözlerde yaş bırakıyor.
Zehra Selçuk Üçgül, sevginin en saf kokusunda, " Can özümden doğdu CAN, gelmişti insanlığa emeğe, ER Ve... Adı oldu CANER." diye sesleniyor torununa.
Zeki Şahin, memleket kokusunda, "Seni seviyorum Malatya'm benim, Beydağ'ın bir güzel olan bir güzel. Bin bir türlü çiçek açmış bağrında, İlçesi bir güzel ile bir güzel." diye sesleniyor okuruna.
Emeği geçen herkese teşekkürler, sevgiler, tebrikler...