Puan vermedi·184 syf.··
2024 43. kitabı
Okurunu her koşulda sarıp sarmalayan yazarlar vardır; normal okuma akışınızda yahut okuma tembelliği yaşadığınızda, sıcak ya da soğuk demeksizin her mevsimde tüm içtenliğiyle okurunu karşılayıp elinden güvenle sıkı sıkı tutabilen ve tüm bunları yaparken eserlerindeki dolu dolu alt metinlerle okurunu düşündüren, kaliteli okumalar yapmasını sağlayabilen yazarlardır bunlar. Öylesine güçlü, öylesine kucaklayıcı ve vazgeçilmez türden… İşte sevgili Hüseyin Rahmi Gürpınar benim için böylesi yazarlardan biri. Onun(Gürpınar) için, ne zaman elim bir kitabına gidecek olsa nasıl karşılanacağımdan, sayfalar boyu çıkacağım yolculuktan ne denli keyif alacağımdan bir an bile tereddüt etmediğim yegâne kalemlerden biri desem hiç de abartmış olmam diye düşünüyorum. Zira onu okurken yaşadığı dönemin toplumsal çehresini alabildiğine gözlemlemekten, toplumun sakat ya da diğer bir ifadeyle aksak yanları üzerine gülerken düşünmekten, akıcı kaleminin peşi sıra sayfaları bir solukta içime çekercesine çevirmekten kendimi alamam. Muazzam bir gözlem yeteneği, mizahi üslûp eşliğinde yerli yerinde eleştirileriyle her daim beni çokça etkilediğini belirtmem gerekir. “Gulyabani” geçtiğimiz aylarda canım kuzenim Gizem Bayhan ve sevgili kitapdaşım @mineninkitapdunyasi ile yaptığımız #hüseyinrahmigürpınarokuyoruz etkinliği kapsamında okuduğum ve yazarın kalemiyle tanışma kitabım olması sebebiyle de benim için yeri her daim ayrı olacak kitaplardan biri. Yazarımıza sıkı bir okurundan gelen mektuptaki rica vesilesiyle kaleme aldığı bu nefis eser, Türk edebiyatının ilk korku romanı olma özelliğini taşıyor. Elbette ilk korku romanı dediğimde eserin pek çok okurun zihninde canlanan korku-gerilim türüne eşdeğer olduğunun düşünülmemesinin; eserin asıl odak noktasının batıl inançlara yönelik bir hiciv olduğunun ve korku unsurunun burada sadece bir araç, ana mesele için bir zemin olduğunun altını bilhassa çizmem gerekiyor. Zira esrarengiz bir atmosferde doğaüstü varlıkları sayfalarında barındıran eserinde fantastik öğeleri Türk toplumsal yapısına yedirerek kaleme alan Gürpınar, cinlerin, perilerin ve bir zebella misali Ahu Baba olarak tanımlanan bir gulyabaninin musallat olduğu köşkte çalışmaya başlayan Muhsine’nin başına gelenleri anlattığı hikâye üzerinden cehaletle birbirine at başı giden batıl inançları eleştirir. Pek tabii her eserinde olduğu gibi okurlarına eğrisini gösterdiği konuların doğrusunu düşündürmeyi kendisine bir görev olarak görmesinin bir neticesi olarak kitabına seçtiği son ile bir takım kurnaz insanların toplumdaki cehaletten nasıl faydalandığını gözler önüne sererken okurunu bilimin ışığında akıcı düşünmeye davet etmeyi de ihmal etmez. Çünkü ona göre asıl tehlikeli olan ve korkulması gereken insan zihninin ürettiği garip varlıklardan ziyade cehaletin ta kendisi ve bundan yararlanmayı fırsat bilen kesimdir.. Tüm örtüler inip maskeler düşüğünde karşımıza çıkan suret tam da bu nedenle hiç şaşırtıcı değildir… Her bir sayfasını büyük bir merakla çevirerek okuduğum ve elimden adeta bırakamadığım “Gulyabani”yi çokça severek okuduğumu söylemeliyim. Bu nefis sayfalara konuk olmayı düşünen okurlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun :)
GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar · Say Kitap · 201917,9bin okunma
·
53 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.