Puan vermedi·456 syf.····Okunma: 02 Ekim 2024 08:52 İşte bu hüzündür. Ne de olsa yitip gitmiş insanların hatıraları her daim hüzünlüdür. En azından bana öyle gelir. Bir vakitler yaşamış, şimdilerde ise belleklerden uzaklaşmış soluk bir iz. Geriye bırakılan hatıra, bizler gibi bir zamanlar var olduklarına dair bir fısıltı içerir. Dikkatlice kulak vermek gerek. Ve aslında bu, bizim de yitip gideceğimiz o bilinmez boşluğa söylenmiş bir ağıttır. Belki bizden öncekilerin biz müstakbel ölülerin darağacına koro halinde söylediği bir şarkı… Bunu kim bilebilir? Yaşanmışlığını kendinden sonrakilere bırakmak üzere eline kalem almış bu hayaletlere sarılmak fikri kafamda hep dolaşmıştır nedense? Bu manyakça gelebilir. Fakat alçakça olmasından iyidir. Yine de mevtaya bir teselli olur muydu? Hiç sanmam. Şöyle demek isterdim: “Sen, ‘Büyük Üniforması’nı giyinmiş hayalet! Evet, yazdıkların ve bu yaşadıkların boşa gitmedi. Ben, senden bir asır sonra geldim, mazini tek tek okudum ve seni anladım. Seni iliklerime kadar hissettim. Yaptıklarını ve yapamadıklarını gördüm. Göğsüne bir Alman nişanı takıldığında çocuksu övüncünü, Mezopotamya’ya sürülmüşlerin katline karşı duyduğun hüznü, yegâne zamanda vuku bulunmuş cihangirliğini, Devlet-i Aliyye’yi diriltmek isterken yedi koldan boğulmayı, sırtında bir Abdülhamid ahı taşımayı, Musa toprakları yitip giderken inandığın ne varsa kalbine saplanan ihanet hançerini, Arap çöllerini hecinlerle yarmaya çalışırken aç susuz ölüp giden vatan evlatlarına duyduğun kahrı ve hep vatan toprağına dönünce diye başlayan o cümlelerin hiçbir vakit gerçekleşemeyeceğini bilerek seni okudum.
Öyle bir zamanda doğar ki insan, tarihte yaşanacak en şiddetli ne varsa ona tesadüf eder. İhtilal, cihan harbi ve bir imparatorluğun çöküşü…
İttihat ve Terakki’nin Enver ve Talat Paşa’yla birlikte en önde gelen üç simasından biri olan Cemal Paşa’nın anıları, I.Dünya Harbi arifesinde tarihe Babıali Baskını olarak geçen hükümet darbesiyle başlar. Sahne bu baskında katledilen Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın cenaze töreniyle açılır. Nihayetinde cihan harbine hangi şartlar altında girdiğimizi birinci ağızdan dinleriz. Öyle ki konuya ilişkin birçok hadisenin aslen öyle olmadığını anlarız. Özellikle biz bu harbe girmeseydik teranelerine bu toprağın insanının nasıl inanabildiğine şaşmışımdır hep. Sanki böyle bir seçenek varmış gibi… Ya da neden İtilaf devletleri ile değil de Almanya’yla müttefik olduk çıkışı. Buna mecburiyetimizi öyle müthiş izah eder ki? Özellikle 4.Ordu Kumandanlığı yaptığı dönemde bugün Ortadoğu’ya şekil veren manzaraya ait temellerin nasıl atıldığını, Kanal Seferlerini, Gazze Savunmasını, Filistin Cephesini ve buraların nasıl kaybedildiğini kahrederek okuruz. Arap ihanetini belgeleriyle gözümüze sokar Cemal Paşa. En nihayetinde de Ermeni Olaylarını en başlangıcından teferruatıyla işler.
Türk tarihinin belki de en zorlu zamanları olan, yok oluşun kıyısına geldiğimiz bu dönemi ilk başta belirttiğim üzere hüzünle okudum. Severiz ya da sevmeyiz kimseleri, yaptıklarını benimseriz ya da reddedebiliriz. Fakat biz sahiplenmezsek bu insanları kim sahiplenecektir? Yunan mı, Arap mı, İngiliz mi? Siyasi mücadeleler her daim olmuştur. Ve çoğunlukla fazlasıyla kan akmıştır. Fakat bu her birinin kendi yöntemleri ile ülkesine hizmet etme gerçeğini değiştirmez. Bazılarının neticeleri maksadını aşsa da niyet açıktır. Okumalarınızın da hayatlarınız gibi önyargısız olması dileğiyle..