·419 syf.····Okunma: 25 Nisan 2024 00:00 Aidiyetlerin sınırlarını zorlayan kitaplar vardır; bir zamana, bir coğrafyaya ya da bir isme aidiyeti hem ona içkin hem de bir o kadar onu aşkın biçimde zorlarlar. Yaşandığı coğrafyadan, zamandan veya hayat bulduğu bedenden onu ne denli kopartamıyorsak o denli de onlarla sınırlamanın mümkün olmadığını gözlemlemekten kendimizi alamadığımız kitaplardır bunlar. Okudukça coğrafya silikleşmeye başlar, zaman silikleşmeye başlar sonra isimler bir bir kayboluverir; geriye deneyim kalır, alabildiğine yazıldığı dönem kadar şimdiye kocaman bir aidiyet kalır. Tıpkı Kıbrıslı gazeteci, şair, yazar ve öğretmen Neriman Cahit’in kıymetli kaleminden “Güldamlası” eserinde olduğu gibi…
Yazarın 1989-2002 yılları arasında kaleme aldığı gazete yazılarının bir araya getirildiği bu güzel eser tam anlamıyla aidiyetlerin sınırlarını zorlayan o kitaplardan biri. Zira yazılar her ne kadar dönem itibariyle 1980’li yılların sonlarından 2000’li yılların başlarına değin toplumun bir fotoğraf karesi misali resmini çekmiş olsa da okudukça her bir konunun seneler sonra bugün bile ne kadar güncel olduğunu fark etmekten kendinizi alamıyorsunuz. İsimlerin Cansu, Fatma, Eleni veya Maria olmasının da yazıların çoğunun coğrafya bakımından Kıbrıs’ta geçiyor olmasının da bir önemi yok. Bunlar silindiğinde geriye dünyanın neresinde, hangi zamanda ya da hangi isimde olursa olsun benzer şeyleri deneyimlemiş ve deneyimlemekte olan kadın kalıyor.
Bu kıymetli eseri okurken pek çok kez Neriman Cahit’in kitabının alt başlığı olan ‘kadın halleri’ni dolu dolu, hakkıyla işlediğini düşünmekten kendimi alamadım. Çünkü kitabın içinde çalışma hayatında kadın olarak var olma mücadelesi veren, çalışan olsun veya olmasın her zaman bir anne ve bir eş olmanın sorumluluğunu da omuzlarına yüklenen kadınlar, kendi canından olan yahut kendi canından bir can hayata getiren, yeni nesiller yetiştirecek olan kadınlar vardı. Dul olmanın yahut toplum tarafından yaftalanmış, ötekileştirilmiş bir kadın olmanın aile yaşamından başlayıp topluma uzanan baskı zincirini derinden hisseden kadınlar da vardı. Çoğu toplumun kendisine biçtiği gömleği kendini feda edercesine sırtına geçiriyor kimi o gömleği yırtıp her şeye rağmen kendiliğini diretiyordu. Kimi kendisine doğrultulmuş yargılayan parmakları toplumun kendisine doğrultmasını istiyordu. Velhasıl Neriman Cahit her kesimden kadın suretlerini tek tek irdeleyip ses olmaya, hayatları anlamaya ve anlatmaya var gücüyle gayret ediyor ve bunu başarıyordu. Bilhassa cinsellik gibi, cinsel eğitimin gerekliliği gibi toplumsal tabuları deşmeyi, evlilik yaşamında tarafların ikinci çehreye yönelme nedenlerini, bedenini satmak zorunda kalan ya da doğduğu erkek bedenine kendini ait hissetmeyip kadın kimliğine kavuşan ‘toplumun etiketlediği’ kadınlara da cesurca ses oluyordu. Bu noktada, toplumsal tepkilere rağmen tartışılması elzem konuları cesaretle dile getirmenin her yazarın harcı olmadığını düşünmekle birlikte kadın konusu her haliyle bütünlüklü bir şekilde, hiçbir noktaya sırt çevirmeksizin irdelemesini çok sevdim. Yazarın toplumda erkeklik inşasına yer vermesi, kadın ve erkek olarak toplumsal yaşamdan özel yaşama varana değin eşitliğe vurgu yapması, tüm kimliklere, cinsel tercihlere anlayışla, ötekileştirmeden, etiketlemeden yaklaşabilmeyi, hayatı müşterek ölçülerde paylaşabilmeyi vurgulayan yanı da dikkate değer nitelikteydi.
Her bir satırını ilgiyle okuduğum Güldamlası’nı kadın araştırmaları ve daha geniş açıdan toplumsal cinsiyet alanında okumalar yapmaktan keyif alan okurlara tavsiye ederim. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun :)