İnatçı mum bir türlü sönmüyordu. Bir kez daha üfleyip söndüremeyince daha yazılacaklar varmış deyip sayfalara geri döndü. Ne yazmalıydı... Ne yazsa içindekine benzemiyordu kelimeler. Ne yazsa çizemiyordu hüznünün resmini. Ne yazsa, yazamadıkları hep daha çoktu. Ve yazmak, derman olmuyordu bu sefer. Kısık sesle azıcık kelâm etmek istiyor söze nereden başlayacağını bilmiyordu. Sanki bir ramazan gecesinde takılı kalmıştı ruhu... Öyle aydınlık, öyle canlı, öyle garip... Niyet kalbe istikamet çizer demişler. Ramazandan bu yana niyetini, aslında yönünü düzeltmekle meşguldü. Yoksa arzuladığı şey başka nasıl yaklaşırdı ona... 'Niyet ne ise akıbet odur.' sözünü duydukça tekrar tekrar korkuyordu sonundan. Niyetinin halis olmadığı duaları altın tepsilerde sunulsa da bir hayır gelir miydi? Hem buyurmuyor mu idi İki Cihan Serveri: "...Ameller niyetlere göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır." diye. Korkuyordu bir kumaş parçası gibi köşeye atılmaktan. Korkuyordu ağlamasın diye eline oyuncağı tutuşturulup arka odada unutulan çocuklara benzemekten. Çok iyi biliyordu ki eksikti. Hem de zayıf. Öyle ki aklından geçenlere bile çoğu zaman hükmü geçmezdi. Hal böyle iken geç olmadan isteklerini gözden geçirmeli, ben bunu niçin istiyorum sorusunu samimiyetle cevaplamalıydı. Ya niyetini düzeltmeli ya da arzusundan vazgeçmeliydi. Bazen kendini öylesine kimsesiz hissediyordu ki... Sahi hangi savaşta yitirmişti güzel huylarını? Umudunu mesela, hangi meydanda bırakmıştı? Kiminle, ne uğruna mücadele ederken böylesine benzemişti onlara? Çocukken çok sevdikleri değerini yitiriyordu gözünde bir bir. Eskisi gibi değildi işte, şimdi başka bakıyor, başka söylüyor, başka susuyordu. Zorlandığını söylerken bile ben demek istemiyor, başkasını anlatıyordu. Cümlelerin yüklemlerini birinci şahıs yapmamak için zor tutuyordu kendini... Hiç böyle olmamıştı. Hiç böyle kimsesiz hissetmemişti. Hisleri somutlaştı bir anda akıverdi gözlerinden. Ellerini açtığında birden Ruşenî'den okuduğu sözler zihnine hücum etti: Kimsesiz hiç kimse yok herkesin var kimsesi Kimsesiz kaldım yetiş ey kimsesizler kimsesi. Yine O'nu hatırladıkça ferahlıyor, gönlü serinliyor, en çok da böyle anlarda Allah'ın elinden tuttuğunu hissediyordu. Belki ağlamaya ara verip gözlerini aralasa etrafında gerilmiş kanatları görürdü. İnsandı işte eksikti, garipti ancak kimsesiz değildi. Geceniz ve ömrünüz hayrolsun efendim. -alıntı
Alıntı
··
290 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.