·296 syf.····Okunma: 01 Ekim 2024 00:58 Herkese merhaba. Nasılsınız bakalım?
Benim okumalarım biraz daha hız kazandı.
Bu yıl için belirlediğim hedefime ulaşmak biraz zor olsa da en yakınına ulaşmayı hedefliyorum.
Bugün de sizlerin karşısına içinizi sımsıkı saracak, umudunuzu kuvvetlendirecek bir kitap ile geldim. Sizi fazla merakta bırakmadan konusuna geçiyorum.
İkinci Dünya Savaşı zamanında, Grace dayısı ile anlaşamadığı için Vivienne ebeveynlerinin baskısından mutsuz olduğu için Londra’ya yerleşmeye karar verirler. Grace’in annesinin yakın arkadaşı Bayan Weatherford bu iki genç kıza evinin kapısını açar, çok az bir kira ile onlara destek olur.
Sıra iş bulmaya geldiğindeyse Vivienne için işler daha kolaydır çünkü onun bir tavsiye mektubu vardır ve hayalindeki işe kabul edilir. Grace ise yıllardır dayısının yanında çalıştığı halde bir tavsiye mektubu alamamıştır. Grace’in imdadına yine Bayan Weatherford yetişir. Ona bir kitapçıda altı aylık bir iş bulur, bu altı ayın sonunda istediği tavsiye mektubuna ulaşacaktır.
Hayatında kitap okumamış olan Grace için bu iş hiçte ilgi çekici olmamıştır. Üstelik kitabevinin sahibi Bay Evans da bir yardımcıya ihtiyacı olmadığını söyleyip duruyordur. Sürecin geçici olduğunu düşünüp çalışmaya başlar Grace.
Günün birinde karşısına çıkacak bir okur ise tüm hayatını değiştirecektir.
Bombaların ortasında kitapların umut olduğu bir kitap Londra’nın Son Kitapçısı.
İnsanların umudunu kaybetmemesine yardımcı olacak ne var ki etrafımızda kitaplardan başka.
Onların bize tuttuğu ışık öyle kuvvetli ki sadece bazıları bunun farkında değil. Farkında olanlar ise öyle şanslı ki. Bu şansı herkese yaşatabilmekte biz okurların elinde.
Tıpkı Grace’in yaptığı gibi.
Etrafımızdan kitaplar eksik olmasın.
#alıntı
Hiçbir annenin çocuklarını şehir dışında yaşayan yabancı bir ailenin yanına yollamak ya da tehlikeli şehirde kalmalarına izin vermek gibi zor bir seçim yapmaması gerekirdi.
Şimdi, o hayal edemediği dünya yeni gerçeklikleri olmak üzereydi.
”Kitap okumak…” Kaşlarını çattı ama doğru sözcükleri bulunca alnındaki çizgiler kayboldu. “Bir trene ya da bir gemiye binmeden bir yere gitmek, yeni ve muhteşem dünyalar keşfetmek gibidir. Size ait olmayan bir hayatı yaşama ve her şeyi bir başkasının bakış açısından görme fırsatıdır. Başarısızlıkların sonuçlarıyla yüzleşmeden, en iyi ne şekilde başarılı olabileceğinizi öğrenmektir.” Duraksadı. “Bence hepimizin içinde bir hiçlik, doldurulmayı bekleyen bir boşluk var. Benim için bunu dolduran şey kitaplar ve anlattıkları deneyimler.”
Belki kitap okumak, bir karartma gecesini aydınlatmanın ya da insanın düşüncelerini savaştan uzaklaştırıp yeni bir maceraya atılmasının bir yolu olarak tarif edilebilir.
Hitler’in başta Yahudiler olmak üzere sessizleştirdiği pek çok ses vardır.
Savaş, bu hassas ruhlara göre değildi.
Herkes bir diğerini takdir edebilseydi, savaş gibi şeyler var olmazdı.