Bu yazar dallamanın teki. Gerici, mistisizm düşkünü, kadın düşmanı, hastalıklarından ötürü de az biraz nevrotik hâle gelmiş bir birey kendisi. "Lise mezunu" diye şahsına laf edenler de var, ama adam otodidakt. Kendini iyi yetiştirmiş. Yüksek lisansta "özdeyiş" kelimesini bilmeyen insan gördüm ben. Öpün, başınıza koyun. Ancak sıkıntısı şu ki, danışacak kimse olmayınca (herhalde, bilemem) bilgiyi özümsemiş bulunsa dahi ister istemez çarpık bağlantılar kurmaktan imtina edemiyor. Samim (ana karakter) kesinlikle sunulmuş olduğu gibi bir mantık ve etik abidesi değil. Önce bir kadınla takılıyor. Sonra muhtemelen (yine o kadından) kendi kızı olan, aralarında 25-30 yaşın bulunduğu başka bir karakterle takılmaya başlıyor. Üstüne bir de söz konusu bu eski sevgilisinin evine gittiği zaman hizmetçisini "öpüşerek" sorguya çekiyor. Bilgi alma yöntemi bu adamın. Aynı evde kaldıkları yeğeni, annesine (ki bu kişi Samim'in ablası) sinirlensin diye bir hamileyim numarası yapıyor. Abla hemen, saniye geçirmeksizin derhal Samim'den şüpheleniyor. Yani, tamam, benim de mezhebim alabildiğine geniştir ancak bu adam da bildiğin ırz düşmanı lan sanki. Bunların dışında ise Peyami Safa yine bol bol parapsikoloji falan anlatıyor. Filozof isimleri sıkıştırmış aralara, elini korkak alıştırmamış. Tabii bunlara hep şu havada yer verilmiş: "Heidegger. Hegel yahu Hegel. Dolayısıyla Allah vardır. Anlaştık herhalde. Arkadaşım Kant diyorum, yok mudur Allah?!" Böyle anlarında Safa kulağa derhâl iki rekat namaz kılmanı talep eden, bunu açıkça ifade etmeyi reddeden ama kılmaz isen de başından asla gitmeyecek birisi gibi geliyor. En nihayetinde kitabını da, "Sallayın bilimi, milimi yaa! Hadi arkadaşlar metafizik! Eften püften hissiyat! Efendim? Biyolog musunuz? Atın şu adamı dışarı! Pozitivist hödük, gelmiş bana